Hiç şüphesiz ben Kuran’dan ne kadar çok delil getirirsem getireyim yine de Kuran’ı yeterli görmeyerek; Peki
Namazı nasıl kılacağız yada falanca mezhepten, filanca tarikattan olduklarını söyleyerek görüşlerime karşı çıkanlar
olacaktır.

Kuran-ı Kerim de din adına ve insanlık her şey vardır, o eksiksiz bir kitaptır” dedikçe, sanki ben Kuran-ı Kerim'e
iftira ediyormuşum gibi klasikleşmiş bir tepkiyle ve şu soruyla karşılaşıyorum
Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını göster!!!

İlmihalleri inceledim bir kez daha.Ne niyetler, ne tekbirler birbirini tutmuyor.

Ne elinizi nereye koyacağınız.
Fatiha’nın besmeleleri olup olmamasından tutun ayaklarınızın duruş şekline, ellerinizi yere koymanızdan,
rükûda ne kadar eğileceğinize, hangi duayı neden okuyacağınızdan, peygamberimizin bunları okumuş olup
olmadığına hadislere dayalı olarak anlatılan namazda o kadar farklılıklar var ki!

Şafi mezhebi Hanefi mezhebini zayıf rivayete uyduğu için suçluyor, Hanefiler en doğrusunun kendilerininki
olduğunu söylüyor.

Birbiriyle o kadar çok yerde çelişen mezhepler sonra tutup birbirini hak mezhep kabul ediyor.

Namaz sadece peygamberimizin olduğu iddia edilen hareketleri taklide değil, ondan sonra gelenlerin bile
namazı nasıl kıldığına yönelik rivayetlerine dayanıyor.

Bazı ilmihallere göreyse namaz kılacak olursanız yine aynı ilmihale göre o namaz esnasında bir yığın mekruh,
hatta haram işlemiş oluyorsunuz.
Tam bir rivayet karmaşasına bulanmış birçok çeşit namaz tarifi. Tek ortak durum, hepsinde bir şekilde kıyam,
kıraat, rükû ve secde olması. Abdeste, namaz dışı şartlara hiç girmeyeyim bile, içinden çıkılamaz bir haldeler.

Namazın asıl önemli tarafına, ne dediğini bilmeye, anlamına, manasına, istemeye tam anlamıyla atıf yapan ise yok.

Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını göster, diyen kişilere bundan sonra “hadi sen göster”
diyerek kendi namazlarının kaynağını öğrenmek gerek.  Bir kitaba işaret edemeden “Peygamberimiz öyle kılmış biz
de öyle kılıyoruz” demek bir kaynak göstermek değil zanna tabi olmaktır.

Hadis külliyatında da namazı baştan sona dosdoğru anlatan bir hadis bulamayacakları için şu ülkede
gösterecekleri yegâne kaynaklar, Y.T. Namaz Hocası ve Ö.N.B. İslam İlmihali olacaktır. O kitapların
kaynakları da işte bu birbiri ile çelişen onlarca farklı hadis ve hatta peygambere bile dayalı olmayan onlarca
rivayet bulursunuz.

Geçen gün bir televizyon konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanımız, dinde öyle konular vardır ki, asla
değiştirilemez dedikten sonra, şöyle bir örnek verdi.  “Sabah namazı 2 rekât fazdır, bunu birisi çıkıp ta, dört
rekât kılalım diyemez.” dedi.

Gerçekten de sabah namazını, iki rekât farz namaz kılmak yerine, dört rekât farz kılamaz mıyız? İki rekât
kılınması Allah emri midir? Gelin bu konuyu birlikte, elimizdeki Kur’an ve diğer bilgiler ışığında birlikte
düşünelim.

Önce şunu söylemeliyim ki Allah, " Biz Kuran-ı Kerim'de her şeyden nice örnekleri, değişik misallerle
açıkladık ki anlayasınız der.
Ayrıca yine bir ayetinde, Biz Kur’an`da hiç bir eksik bırakmadık, Allah unutucu değildir
diyerek, bizlerin Kur’an`ın ipine sarılmamızı emreder. Çok daha önemlisi Zühruf 44. ayetinde bakın çok açık
bir hüküm verir.

Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür.
Bundan sorumlu tutulacaksınız.
Zühruf Suresi 44.Ayet

Senden önce gönderdiğimiz resullerimize sor: Rahman'dan başka kulluk/ibadet edilecek tanrılar yapmış
mıyız?
Zühruf Suresi 45.Ayet

Bu bilgiler ışığında, namazın rekât sayıları konusunu gelin önce Kuran-ı Kerim'e  soralım. Bakalım bizlere nasıl
bilgiler verecek, çünkü Allah sizleri Kur’an`dan sorumlu tutuyorum diyor. Tabi aşağıdaki ayeti de unutmadan.

Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri önce
sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır
Hud Suresi 1. Ayet

Allah namazı kılarken, ses tonumuzun bile nasıl olacağının örneğini ve emrini vermiş ise, namazımızın uzunluk ya da
kısalığı hakkında da, bizlere mutlaka bir bilgi vermiştir. Allah Kur’an`da yeni doğan bir bebeğin, kaç ay anne sütünü
emmesi gerektiği konusunda bile bilgi veriyorsa, Kur’an`ın üzerinde çok durduğu namaz konusunda, eğer sabit ve
değiştirilemez bir rekât sayısı olsaydı, onu da bizlere bildirmez miydi? Konu üzerinde düşünmeye ve araştırmaya
devam edelim.

Nisa suresi 102. ayetinde Allah, zor bir anımızda, korku ve savaş halinde kılacağımız namazımızın tarifini
yapıyor. Peygamberimizin imamlığında, askerin bir bölümünün namaza durması ve kıyam, rükû, secdeden
sonra namazın bittiğini, daha sonra da geri kalan askerle aynı şeklide diğerlerine de namazı peygamberimizin
kıldırdığı örneği verilir.

Buradan da anlıyoruz ki, kısaltılmış namaz bir rekâttır. Şöyle düşünenler de var. Normal şartlarda ise tüm
namazlar Kur’an a göre iki rekâttır. Çünkü peygamberimiz askerlerinin her iki yarısı ile ayrı ayrı kılarak, iki
rekâtı tamamlamıştır. Bu örnekten bu sonucu çıkarmak, bana göre çok zorlayıcı olur. Kur’an`ın anlatım
mantığını da uymaz. Peki, o zaman normal kılacağımız namazlarımız kaç rekât olmalıdır? Sınırlama var mıdır?

Allah kısaltılmış rekâtı tarif ettikten sonra, normal namazlarımızı kılma konusunda ise şöyle söyler.

Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene
kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz
kılınmıştır.
Nisa Suresi 103.Ayet

Allah bu ayetinde, aslında sorduğumuz sorunun cevabını veriyor ve güvenli bir ortamda, NAMAZINIZI TAM
OLARAK KILIN diyor. Sizler tam olarak kılın sözünden ne anladınız? Kur’an`da Allah güvensiz bir ortamda
kılınacak kısaltılmış namazın tarifini, uzunluk-kısalık örneğini verdiği halde, güvenli sakin bir zamanımızda
kılacağımız bir namazın sınırlandırılmış örneğini vermiyor, herhangi bir sınır koymuyor. Peki, bizler bu
sözlerden ne anlamalıyız?

Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.
Müminun Suresi 2.Ayet

Demek ki huşu içinde, Allah`ın huzuruna duracağımız zaman bizlere bırakılmış, Allah tarafından bir sınırlama
asla konmamıştır. Eğer bir sınırlama konmuş olsaydı, her şeyden nice örnekler verdim diyen Rabbimiz, bunu da
açıklar ve kısaltılmış namazında izah ettiği gibi, bunu da bizlere örneklerle bildirirdi.

Allah Enam suresi 57. ayetinde, hüküm yalnız ve yalnız Allah`ın der. Bu demektir ki normal şartlarda
kılacağımız namazlarımızın rekât sayısını Allah sınırlamamış, bu konuda hiçbir hüküm vermemiştir.
Yüce Allah`ın hüküm vermediği bir konuda bizlerin konuşması, bunlar Allah katındandır demesi,
haramların ve günahların en büyüğüdür.

Allah Araf suresi 33. ayetinde çok dikkat çekici bir uyarı yapar ve hakkında hiçbir delil indirmediği bir
şeyi söylememizi, haram kıldığı uyarısını yapar. Lütfen söylediklerimizi ve inandıklarımızı, Kur’an
süzgecinden geçirelim.

De ki: "Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri-görünenini, gizli olanı-günahı, haksız yere
saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında
bilmediğiniz şeyler söylemeyi."
Araf Süresi 33.Ayet

Zaten Allah elçisine, sana indirdiğimle kullarıma hükmet, diye ayet indirmişti hatırlayınız. Sizleri Kur’an dan
sorumlu tutuyorum diyen Yaradan, daha sonra Kur’an dışından, Kur’an`ın hiç bahsetmediği bilgilerden,
hükümlerden de sorumlu tutar mı?

Sizlere verdiğim bu bilgilerden sonra, sizler sabah namazının farzını iki rekât yerine, dört rekât kılamayız
diyebilir misiniz? Bu sözü Kuran-Kerim asla doğrulamıyor.

Allah fecir vakti kılınan, yani sabah namazından bahsederken, İsra 78. ayetinde, bu zamanın huşu içinde, Allah”
a kulunun zikir yapacağı, günün en huzur içinde yakardığı, bir zaman olarak bahseder. Bu zamanın, melekler
tarafından şahitli olduğu yorumu da yapılmıştır ayette.

Allah”ın çok özel, namazın en uygun vakti olarak işaret ettiği, sabah namazının vaktinde, sizce Allah bana iki
rekâttan fazla, namaz kılmayın demiş olabilir mi? Eğer demediyse bunu söylemekle, Müslümanları namazın en
uygun zamanı olan fecir vaktinde, gerektiği kadar namaz kılmak isteyenleri, engellemek değil de nedir?

Namaz Allah ile kulu arsında bir kapıdır. Kulunun Rabbinden istekte bulunma anıdır. Allah buna üst bir sınır
koymadıysa, başka hiç kimse buna sınır koyamaz. Lütfen bunu unutmayalım. Önemli olan namazlarımızda,
huşu ve ciddiyetle Allah`ın huzurunda kalabilmektir.

Bugün namazlara konmuş olan rekât sınırlaması, toplumun cami kültürünün yaygınlaşması adına konmuştur.
Elbette hiçbir sakıncası yoktur. Hatta birliktelik sağlamıştır diyebiliriz. Peygamberimizin ümmetine, yalnız Kur’
an ile hükmetmiş olduğu gerçeğini lütfen göz ardı etmeyelim. Çünkü Allah bu konuda birçok ayetiyle elçisine
emir vermiştir. Eğer bizleri bağlayıcı bir rekât sınırlaması olsaydı, oda Kur’an`da mutlaka açıklanırdı.

Peygamberimiz Kur’an dışından asla hiçbir bilgi yazdırmamış, yazımını yasaklamış ve bizleri yalnız Kur’an`a
sarılmamızı istemiştir. Bu konuda birçok ayet zaten vardır. Bunun tersini düşünmek, Kur’an`ın birçok ayetini inkar
etmek, üstünü örtmektir hatırlatırım.

Fakat Mezhebsel Hadis Ataistlerin Dinlerine göre
Hadisçiler hadis kitapları bilinmeden,
Fıkıhçılar fıkıh kitapları olmadan,
Tefsirciler bol hadisli tefsirler okunmadan İslam anlaşılamaz, halk dini yaşayamaz demeye hala da devam
edeceklerdir.

Bu tarz yaklaşımlar sergileyenlere şu sorular sorulmalıdır:
Din tüm insanların anlaması için mi yoksa sadece üç dört kişinin anlaması için mi indirildi?

Ayrıca;
Peygamberimizin mezhebi var mıydı? Varsa neydi?
Dört halifenin mezhebi neydi?

Kuran’da ;
Hanefilik,
Şafilik,
Alevilik,
Şiilik,
Vahhabilik şeklinde mezhepler varmı, yoksa tek bir din olan İslam'dan mı bahsediliyor?

Ayrıca "Kuran dinin rehberi diye kendinden mi bahsediyor, yoksa Buhari’den, Müslim’den, Oniki İmam’ın
eserlerinden, ilmihallerden, Muvatta’dan mı bahsediyor?

Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir
müjde olarak indirdik.
16-Nahl Suresi 89

Görüldüğü gibi ayette Kuran’ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir.

Kuran her şeyi açıklıyorsa; Buhari ve Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah her
şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken; niye hâla Hanbeli, Şafi, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezheplerden
medet umuyorsunuz?

Ayrıca neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olun) diye isim takmışken; Sunni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri
kullanıp, Allah’ın bize verdiği islam ismini yetersiz görüyorsunuz?



Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !


Yazarın eski yazıları
Sedat Kadiroğulları