MEZHEPLER

Mezhep imamları nasih-mensuh ile Kuran ayetlerinin hükmünü iptal ederek, farklı hadislerden kendilerine göre birini
seçerek, kendilerine göre hadisleri yorumlayarak ve kendilerini içtihad yetkisiyle Allah’ın serbest bıraktığı konuları
açıklayıcı konumuna getirerek, yepyeni bir dinsel yapı oluşturmuşlardır. Bu yeni yapının Allah’ın dini olduğu sanılsa da,
ne yazık ki bu yeni yapı Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlık ne kadar Allah’ın diniyse o kadar Allah’ın dinidir.

Bazıları bu mezhep imamlarının çok iyi niyetli olduğunu, din için fedakarlıklar yaptıklarını anlatarak eleştirileri
görmezlikten gelmektedirler. Peki Ortodoks ve Katolik rahiplerin de iyi niyetli oldukları ve kendi mezhepleri için
çalıştıkları söyleniyor,biz ne yapalım; Katolik ve Ortodoks bağnazlığı bu iyi niyet söylemlerinden ötürü Allah’ın
gönderdiği Hıristiyanlıkla bir mi tutacağız?

Bu mezheplerin imamları öyle bir konuma getirilmiştir ki; onlara verilen yetkiyle onlar istediğini iptal edilmiş hüküm
ilan ederek, istediklerini kendilerince yorumlayarak,dilediklerini kabul ederek, uygun gördükleri durumlarda içtihad
ederek Kuran’daki hükümlerden kat kat fazla hacimde sünnetler, farzlar, helaller, haramlar oluşturmuşlardır.

Kuran’ın otoritesi dışında oluşturulan bu mezheplere
Hanefi,
Şafi,
Maliki,
Hanbeli,
Şii adları verilmiş, bu mezheplere uyan mukallidler (mezhep taklitçileri) ise mezheplerinin adlarıyla anılmışlardır. Oysa
bakın Kuran’da ne diyor:

Dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a
kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.
6-Enam Suresi 159

BİR MEZHEBE GÖRE CENNETLİK, DİĞERİNDE CEHENNEMLİK OLUYOR

Kuran’da dinimize İslam adı verilip, hiziplere ayrılmamız yerilirken, kendimize Hanefi, Maliki gibi isimler vermeyi, bu
mezheplerin ayrı helal, haram ve farzlarını kabullenmeyi ve her biri birbirinden farklı uygulamalara sahip olan apayrı
mezheplerin herbirinin de İslam’a eşit olduğunu, birbirlerine ve Kuran’a aykırılıklarına rağmen,hepsinin de doğru
olduğunu hangi akıl ve insafla açıklayabiliriz?

Örneğin ! Hanefi mezhebinde namaz kılmaya başlamayan dövülür,
Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde ise aynı şahıs namaz kılmaya başlamazsa öldürülür.

Sırf mezhepler açısından bile olaya baksak Hanbeli, Şafi ve Maliki olanların Hanefi’ye göre en büyük günah olan
adam öldürme fiilini işleyip günaha girdiklerini, Hanefi olanların ise sırf dövdükleri, öldürmedikleri için diğer
mezheplere göre Allah’ın bir hükmünü inkar edip zalim olduklarını söylememiz gerekir. Oysa ayrılıkta güzellik gören
zihniyete göre Allah, ahirette Müslümanlar’ı mezheplerine göre ayıracak, Hanefi ise sen Hanefiydin dövdün doğru
yaptın, Şafi ise sen Şafiydin öldürmeliydin, öldürüp doğru yaptınmı diyecektir!

Namaz kılmayanı eğer Hanefi biri öldürürse katil olup cehennemlik bir fiil yapacaktır, oysa namaz kılmayanı öldüren
Şafi , Allah’ın hükmünü yerine getirdiği için cennetlik bir fiil yapmış olacaktır.

Yani aynı fiili yapan iki kişiden biri cehennemlik, diğeri ise mübarek kişi olacaktır. Böyle din olur mu?

Böyle dine uyanların kelle sayısı ne olursa olsun, doğrulukları mümkün müdür? Ne yazık ki günümüzde bu
mezheplere uyan geniş kitlelere bu soruları sormak zorundayız.

Aklı kullanmak yerine taklitçiliği esas alan,Kuran’ı insanların hepsi anlayamaz, birkaç insan bunları anlayıp, insanlara
aktarıyor diyenlerin, insanları getirdiği nokta budur. Allah dinini yalnız bu mezhep imamlarının anlayacağı şekilde mi
indirdi ki insanların sadece hak olduğu söylenen bu dört mezhebe uymaları bir zorunluluk oluyor?

Allah dinini ancak bu dört kişi anlasın diye indirdiyse, Kuran’da niye birçok defa “Ey insanlar” diye insanlara direkt
hitap ediliyor da “Ey Şafi, ey Hanbeli, ey dört imam, siz bunları anlayın, benim dediklerimi anlamayan diğerlerine de
siz anlatın”denmiyor?

Yukarıdaki örneği ele alırsak, Kuran’ın dinde zorlama olmadığını söyleyen ayetlerine ve namaz kılmayanlara dünyevi
hiçbir ceza hiçbir yerde geçmemesine rağmen; namaz kılmayanın öldürüleceğini söyleyen üç ve dövüleceğini söyleyen
bir mezhebin dördü birden işe yaramaz ve yanlış olacağına, nasıl dördü birden doğru ve hak oluyor? Peki bu
mezheplerin dördü birden, dördü de farklıyken nasıl gerçek İslam inancında oluyorlar?

Bazıları: “Mezheplerdeki farklılıklar ufak tefektir, biri namazda elini bağlar, biri salar. Şehirlerde olana Hanefi, köylü
olana Şafi uygundur. Dolayısıyla tüm bu ihtilaflar rahmettir...” gibi izahlarla farkları ufak tefek göstererek, mezhepleri
sorgulanamaz  halka taklitçiliği yutturmaktadırlar. Oysa mezhebin birinin öldürülmesini emrettiğini biri sadece dövüyor,
bir mezhebe göre helal, diğerine göre haram oluyor, birinin farz bildiğini, diğeri farz bilmiyor. Yani mezhepler helalleri,
haramları ayrı birer dine dönüşmüş vaziyetteler.

Mezhep imamı dilediği hadisi seçerek, nasih mensuh ile oynayarak, hadisleri keyfince yorumlayarak; Kuran’ın da,
uydurmalarla dolu hadislerin de üstüne çıkmaktadır. Din, mezhep imamının bakışına göre şekillenmiş, oluşturulmuş
oluyor.

Ayrılığın iyilik, rahmet olduğu Kuran’a aykırı bir mantıktır ve uydurma bir hadisten gelmektedir. Oysa Kuran’da şöyle
geçmektedir:

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın.
3- Ali İmran Suresi 105. Ayet

Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !


Yazarın eski yazıları
Kuran Büyü kitabı değildir!
Sedat Kadiroğulları