1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

2. Yaratan Yüce Allah'a  inananlar için bir öğüt, bir düşündürücü olarak uyarıda bulun diye bu Kuran sana indirildi.
O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Rabbinizden size indirilene uyun; Allah’ın berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin!

4. Ben nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdım.
Öyle ki, geceleyin yahut öğlen uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabım tepelerine indi.

5.Azabım onlara gelip çattığında, yaptıkları : Biz gerçekten zalimlerdik; çığlığı akmaktan başka bir şey
yapamamışlardır.

6.Yemin olsun, kendilerine elçi gönderdiğim kullarımı ve kullarıma gönderdiğim o elçileride mutlak hesaba
çekeceğim.

7.Onlara bir ilmin tanıklığında ve bir ilmin aracılığıyla bütün serüveni mutlaka anlatacağım.
Ben olup bitenlerden habersiz değilim.

8. O Mahşer günü, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır.
Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.

9. Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar,ayetlerime karşı zalimce davranışlar sergilemiş
oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.

10.Yemin olsun, sizi yeryüzünde yerleştirdim ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkânlara vücut  
verdim.
Ne de az şükrediyorsunuz!

11.Andolsun ki sizi ben yarattım; sonra sizi biçimlendirdim, sonra da meleklere "Âdem'e secde edin" dedim.
Melekler de secde etti ama İblis ademe secde etmedi ve İblis secde edenlerden olmadı.

12.Yaratan Yüce Allah buyurdu: Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi? İblis dedi ki: "Ben Adem’den
daha hayırlıyım. Beni ateşten, Ademi ise çamurdan yarattın."

13.Yaratan Yüce Allah Buyurdu: O halde in oradan aşağıya,  senin haddine mi oradan bana büyüklük taslamak!
Hadi çık cennetimden sen alçaklardansın."

14.Şeytan Dedi ki: "İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver."

15.Yaratan Yüce Allah Buyurdu: "Şeytan sen süre verilenlerdensin."

16.Şeytan Dedi ki: Beni azdırmana yemin ederim ki, kullarını  saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerine
kurulacağım."

17."Sonra yarattığın kullarının; Önlerinden, Arkalarından, Sağlarından, Sollarından musallat olacağım ve bir çok
kulunu sana şükreder bulamayacaksın."

18.Yaratan Yüce Allah buyurdu: Yenik düşmüş ve kovulmuş olarak çık oradan. Kullarımdan  sana uyan olursa
yemin olsun ki, cehennemi tamamen onlardan dolduracağım."

19."Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de
zalimlerden olursunuz."

20.Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Şeytan
Ademle Havva’ya dedi ki: Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, siz iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler
arasına katılmayasınız diyedir"dedi.

21. Şeytan Adem ile Havva’ya "ben size öğüt verenlerdenim" diye de yemin  etti.

22. Nihayet Adem ve eşi Havvayı  kandırarak aşağı çekti.
Adem ve Havva o ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı.
Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar.
Rableri olan Yaratan Yüce Allah Adem ve Havva'ya seslendi: Ben size bu ağacı yasaklamadım mı?
Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?"

23.Adem ve eşi Havva "Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik.
Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız."

24. Yaratan Yüce Allah Buyurdu: Kiminiz kiminize düşman olarak inin yeryüzüne.
Yaratan Yüce Allah tarafından yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekân tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür."

25. Yaratan Yüce Allah Buyurdu: "Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız."

26. Ey âdemoğulları; Şu bir gerçek ki size, edep yerlerinizi örtecek giysi de indirdim, süs ve gösterişe yarayacak
takılar da, ama korunup sakınmaya yarayan giysi en hayırlısıdır.
İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir.
Düşünüp öğüt almanız umulur.

27.Ey âdemoğulları; Şeytan, Ana ve Babanızı, edep yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten
çıkardığı gibi, sakın şeytan size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü Şeytan ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz
yerden sizi görürler. Ben o şeytanları, bana inanmayanlara dostlar yaptım.

28.Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.
De ki: Allah, edepsizliği  ve iğrençliği asla emretmez.
Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

29. Şunu da söyle: Rabbim bana adaleti emretti.
Her mescitte yüzlerinizi Allah'a doğrultun.
Dini yalnız Allah'ı özgüleyerek yanlız Allah'a yakarın.
Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi Allah'a döneceksiniz."

30.Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu.  Bir de kendilerinin hidayet
üzere olduklarını sanırlar ama onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dostlar edindiler.

31.Ey âdemoğulları; Tüm mescitlere giderken süslü, güzel giysilerinizi giyinin.
Yiyin, için fakat israf etmeyin.
Allah israf edenleri sevmez.

32.De ki:Allah'ın kulları için çıkardığı süsü, güzel, temiz ve tatlı rızıkları size kim haram etmiş.
De ki: Dünya hayatında onlar, inananların içinde de var.
Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindir onlar.
Bilgiden nasipli bir topluluk için biz, ayetleri böyle ayrıntılı kılıyoruz.

33. De ki: Rabbim, siz kullarına şunları haram kıldı:
Bilinen, görünen ve gizli iğrençlikler,
Günahsıza, haksız yere masumlara saldırmayı,
Allah hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmayı,
bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri, biliyormuş gibi söylemeyi.

34. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır, süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.

35. Ey âdemoğulları; İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiğinde, korunup hallerini  
düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacak ve onlar tasalanmayacaklardır da.

36. Ayetlerimi yalanlayıp ayetlerim karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Ateşin içinde
sürekli kalacaklardır.

37. Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kim vardır?
İşte bunların Kitap'tan nasipleri kendilerine ulaşır ve nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler:
Allah'ın berisinden yakardıklarınız nerede? Şu cevabı verirler: Bizden uzaklaşıp kayboldular.
Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kâfir olduğuna tanıklık ettiler.

38. Yaratan Yüce Allah buyurdu: Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla birlikte iç içe girin bakalım
ateşe. Her ümmet cehenneme girdiğinde, yoldaşına ve kızkardeşine lanet eder.
Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: Rabbimiz bizi bunlar saptırdılar.
Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.
Yaratan Yüce Allah buyurur: "Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz!"

39. Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuşurlar: Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok.
O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın."

40.Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, onlar için gök kapıları açılamayacak
vede deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir .
Suçluları böyle cezalandırırım ben.

41.Onlar için cehennemden bir döşek ve beşik ve üstlerinde kılıflar vardır.
Zalimleri böyle cezalandırırım ben.

42. Yaratan Yüce Allah'a inanıp iyiliğe ve barışa yönelik işler yapanlar için ben, her benliğe ancak yaratılış
kapasitesi ölçüsünde görev yüklerim.
Onlar cennetin dostlarıdır.
Sürekli kalacaklardır orada.

43. Göğüslerinde düşmanlıktan ne varsa söküp atmışımdır.
Irmaklar akar altlarından ve şöyle derler: Hamt olsun bizi buraya ulaştıran Allah'a.
Eğer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaşamazdık.
Yemin olsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler.
Şöyle seslenilir: İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet!"

44.Cennet halkı ateş halkına şöyle seslenir: Biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk.
Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?
Onlar evet! derler.
Aralarından bir duyurucu şunu ilan eder: Allah'ın laneti, zalimlerin üzerine olsun!"

45. Onlar ki, Allah'ın yolundan geri çevirip yolun eğri ve büğrüsünü isterler, onlar âhireti de inkâr edenlerdir.

46. İki taraf arasında bir perde, A'raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır.
Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: "Selam size!"

47.Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiğinde de şöyle yakardılar: "Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluğuyla
birleştirme!"

48.A'raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: Bir araya gelmeniz de büyüklük  
taslamanız da size hiçbir yarar sağlamadı."

49."Şunlar mıydı o, 'Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek' diye yemin ettikleriniz?
Ey cennetliler! Siz de girin cennete.
Cennette ne bir korkunuz nede kederiniz olmayacak.

50. Ateş halkı, cennet halkına seslenir: Şu sudan yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığından biraz da bize akıtın.
Cennet halkı şu cevabı verirler: Allah, o ikisini de, küfre sapanlara haram kılmıştır."

51.Onlar kendi dinlerini eğlence ve oyun haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bu cehennem gününe
kavuşacaklarını unutmuşlardı.
Ayetlerimize karşı direniyorlardı.
Bugün de ben onları unutuyorum.

52. Yemin olsun ki, ben onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığım Kuran'ı getirdim.
Kuran İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir.

53. Onun yalnız tevilini gözetirler.
Onun tevili geldiği gün, daha önce onu unutanlar şöyle derler: İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler!
Acaba bizim için şefaatçılar var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan başkasını
yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?
Öz benliklerini hüsrana ittiler.
İftiralarına âlet ettikleri, onlardan uzaklaşıp kayboldu.

54. Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur.
Allah geceyi gündüze bürüyüp örter.
Gece gündüzü, gündüz de geceyi aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur.
Güneş, Ay, yıldızlar Allah'ın emrine boyun eğmiştir.
Gözünüzü açın; yaratış da Allah'ındır, emir veriş de yaratış da Allah içindir.
Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.

55. Rabbinize; boyun bükerek, gizlice ürpererek yakarın.
Yaratan Yüce Allah haddi aşanları ve azmışları sevmez.

56. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın.
Yaratan Yüce Allah'a ürpererek ve ümit ederek dua edin .
Hiç kuşkusuz, Allah'ın rahmeti, güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.

57. Rüzgârları, rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen Allah'tır.
Nihayet onlar, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye gönderirim; Onunla su indiririm de o
suyla her türlü meyveyi çıkarırım.
İşte ben, ölüleri de işte böyle toprak’tan çıkarırım.
Düşünüp ibret almanız umulur.

58. Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar.
Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden başkası çıkmaz.
Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde sergiliyoruz.

59. Yemin olsun ki ben, Nûh'u toplumuna gönderdim de Nuh toplumuna şöyle dedi:
Ey toplumum; Allah'a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok.
Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum.

60. Toplumunun kodamanları dediler ki: "Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz."

61. Nûh dedi: "Ey toplumum: Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, âlemlerin Rabbi'nden bir resulüm."

62."Size Rabbimin vahiylerini tebliğ ediyorum, size öğüt veriyorum.
Allah'ın yardımıyla, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."

63."Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir
öğüt gelmesine şaştınız mı?"

64. Nuh’u yalanladılar.
Bunun üzerine ben onu ve beraberindekileri gemi içinde kurtardım, ayetlerimi yalanlayanları boğdum.
Gözleri görmez bir topluluktu onlar.

65. Âd'a da kardeşleri Hûd'u gönderdim.
Dedi ki: "Ey toplumum!
Allah'a kulluk edin.
Sizin Allah’tan başka ilahınız yok.
Hâlâ sakınmıyor musunuz?"

66. Toplumunun inkârcı kodamanları dediler ki: Biz seni bir beyinsizliğe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle
yalancılardan olduğunu düşünüyoruz."

67. Hûd dedi:Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi'nden bir resulüm."

68."Rabbimin mesajlarını size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."

69."Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı?
Hatırlayın ki, O sizi Nûh toplumundan sonra halefler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy- bos verdi.
Yaratan Yüce Allah'ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz."

70. Dediler ki: Sen, yalnız Allah'a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi
bize geldin? Eğer doğru sözlü isen hadi bizi tehdit ettiğini bize getir.

71. Hûd dedi:Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya!
Haklarında Allah'ın hiçbir kanıt indirmediği, sadece atalarınızın ve sizin uydurduğunuz birtakım isimler
hakkında mı benimle çekişiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim."

72. Nihayet onu ve beraberindekileri tarafımdan bir rahmetimle kurtardım.
Ayetlerimi yalanlayanların da kökünü kestim.
Onlar Yaratan Yüce Allah'a inanan kişiler değillerdi.

73. Semûd'a da kardeşleri Sâlih'i gönderdim.
Dedi ki:"Ey toplumum! yanlız Yaratan Yüce Allah'a kulluk edin.
Sizin Allah'tan  başka ilahınız yok.
Size Rabbinizden bir beyyine ile açık bir kanıt gelmiştir.
İşte şu; Allah'ın devesi, sizin için bir mucize.
Rahat bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın.
Kötü bir niyetle dokunmayın ona.
Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi."

74."Hatırlayın ki, Allah sizi Âd'dan sonra halefler yaptı ve yeryüzüne sizi yerleştirdi.
Allah'ın verdikleri üzerine saraylar kuruyor, dağlarını yontup ev yapıyorsunuz.
Artık Allah'ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin."

75. Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler:
Siz Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?
" Onlar: "Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz." dediler.

76. Kibre sapanlar şöyle konuştu: "Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz."

77.Bu arada dişi deveyi boğazladılar.
Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler:
"Ey Sâlih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi önümüze getiriver."

78. Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı ve o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş
bir hale geldiler.

79. Nihayet, Sâlih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: Ey toplumum! Andolsun ki,
Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri  sevmiyorsunuz."

80. Ve Lût,Toplumuna şöye demişti: "Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi  
girişiyorsunuz?"

81."Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz.
Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz."

82. Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar,
temizlik tutkunu insanlardır."

83. Biz de onu karısı müstesna ailesini kurtardım.
O, geriye kalıp yere geçenlerden oldu.

84. Üzerlerine bir de yağmur indirdim.
Bak nasıl oldu suçluların sonu!

85. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdim.
Şöyle dedi:Ey toplumum! Allah'a kulluk edin.
Size Allah'tan başka ilah yok!
Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir.
Ölçü ve tartıda dürüst davranın.
İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin.
Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın.
Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır."

86."Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan Yaratan Yüce Allah'a  inananları geri çevirmeyin.
Yolun çarpığını isteyip durmayın.
Hatırlayın ki, siz az idiniz, Allah sizi çoğalttı.
Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!"

87. İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir başka grup da inanmamışsa,
Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun.
Allah yargıçların en hayırlısıdır.

88.Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: Ey Şuayb! Ya kesinlikle milletinize dönersiniz yahut da
seni ve seninle birlikte inananları kentimizden mutlaka çıkarırız.
Şuayb Dedi ki: Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı çıkartacaksınız?"

89."Allah bizi, milletinizden kurtardıktan sonra tekrar o millete dönersek yalan düzüp Allah'a iftira etmiş oluruz.
Rabbimiz Allah istemediği sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez.
Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır.
Allah'a dayanıp güvendik biz!
Ey Rabbimiz;Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet.
Sen, çözüm getirenlerin en hayırlısısın."

90.Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki:
"Eğer Şuayb'ın ardı sıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz."

91. Bunun üzerine o şiddetli sarsıntı ve o korkunç titreşim onları yakalayınca  öz yurtlarında yere çökmüş
hale geldiler.

92. Şuaybı yalanlayanlar sanki o yerde hiç şenlik kurmamışlardı.
Şuayb'ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi.

93. Şuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: Yemin olsun, ben size Rabbimin gönderdiklerini ilettim.
Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluğa nasıl acırım?"

94. Ben bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimde, oranın halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıkıntıya sokarım ki,  
Rableri olan bana sığınıp yakarsınlar.

95. Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getiririm de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir:

Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi. Nihayet ben onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın
yakaladım.

96. O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardım., ama
yalanladılar, ben de onları, kazanır olduklarıyla yakaladım.

97. O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden eminlermiydi?

98. Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir
garantileri mi vardı?

99. Allah'ın tuzağından emin miydiler?
Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.

100. Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sona yeryüzüne mirasçı olanlara şunu göstermedi mi?

Dilersem onları günahları yüzünden belaya çarptırır, kalpleri üzerine mühür basarım da artık
söz dinleyemez olurlar.

101. İşte o kentler ve medeniyetler!
Haberlerinden bir kısmını anlatıyorum sana.
Yemin olsun, resulleri onlara açık ve seçik deliller getirmişti.
Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanamadılar.
Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.

102. Onların birçoğunda ahde vefadan eser bulmadım ve onların birçoğunu tam sapıklar olarak buldum.

103. Onların ardından Mûsa'yı, ayetlerimle Firavun'a ve kodamanlarına gönderdim de ayetlerim karşısında zulme
saptılar.
Bir bak, nasıl olmuştur bozguncuların sonu!

104. Mûsa dedi ki: "Ey Firavun! Kuşkun olmasın ki ben, âlemlerin Rabbi'nin bir resulüyüm."


105."Allah hakkında gerçek dışında bir şey söylememek benim üzerimde bir varoluş borcudur.

Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim.
Artık İsrailoğullarını benimle gönder."

106.  Firavun dedi: "Bir mucize getirdinse, doğru sözlülerden isen onu ortaya çıkar!"

107.  Bunun üzerine Mûsa, asasını yere attı; asa birden korkunç bir ejderha oluverdi .

108. Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.

109. Firavun toplumunun kodamanları şöyle konuştular: "Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü."

110."Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne diyorsunuz?"

111. Dediler ki: "Onu kardeşiyle birlikte alıkoy
ve şehirlere, toplayıcılar gönder."

112."Her bilgin büyücüyü sana getirsinler."

113. Büyücüler Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?"

114."Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız."

115. Sihirbazlar şöyle dediler: "Ey Mûsa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi
sergileyelim?"

116. Musa siz sergileyin." dedi.
Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve çok büyük bir büyü sergilediler.

117. Ben de Mûsa'ya şöyle emrettim:
Hadi at asanı!" Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri şeyleri
yalayıp yutuyor.

118.Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri, işe yaramaz hale geldi.

119.Orada mağlup oldular, küçük düştüler.

120.Ve büyücüler secdeye kapandılar.


121."Âlemlerin Rabbi'ne iman ettik, dediler;

122.Mûsa'nın ve Hârun'un Rabbi'ne!"

123.Firavun dedi ki: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha!
Bu, şehirde tezgâhladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz.
Yakında anlarsınız."

124."Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek, sonra da hepinizi asacağım."

125."Biz, dediler, doğruca Rabbimize varacağız."

126."Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiğimizden ötürü intikam alıyorsun.
Ey Rabbimiz; Üzerimize sabır yağdır.
Canımızı müslümanlar olarak al."

127. Firavun kavminin kodamanları dediler ki: Mûsa'yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını

terk etsinler diye mi bırakıyorsun? Dedi ki Firavun: "Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını diri bırakacağız,
sonra kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız sonra kadınlarına utanç duyulacak şeyler yapacağız.
Üstlerine sürekli kahır yağdıracağız."

128. Mûsa kendi toplumuna şöyle dedi:
"Allah'tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah'ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar.
Sonuç, takvaya sarılanlarındır."

129. Dediler ki:Senin bize gelişinden önce de işkenceye uğratıldık, gelişinden sonra da." Mûsa dedi ki: Rabbinizin,
düşmanınızı yok etmesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere yeryüzünde sizi yöneticiler yapması umulabilir

130. Yemin olsun ki ben, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliğiyle senelerce sıktım ki, düşünüp öğüt
alabilsinler.

131. Onlara bir iyilik geldiğinde, "Bu bizimdir!" derlerdi.
Kendilerine bir kötülük dokunduğunda ise Mûsa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı.

Gözünüzü açın! Onların uğursuzluk kuşu, Allah katındadır, fakat çokları bilmiyorlar.

132. Şunu da söylediler: "Bizi büyülemek için, bize istediğin kadar ayet getir.
Sana inanmayacağız."

133. Ben de onlar üzerine, açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdim fakat
yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler.

134. Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: Ey Mûsa! Sana verdiği söze dayanarak Rabbine bizim için dua et;

şu pisliği üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte mutlaka
göndereceğiz."

135. Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımda, hemen yeminlerini bozdular.

136. Bunun üzerine ben de onlardan öc aldım:
Ayetlerimi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda boğdum.

137. Ezilip itilmekte olan topluluğu da içine bereketler doldurduğum toprağın doğularına ve batılarına mirasçı
kıldım.
Rabbinin, İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı.
Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdim.

138. İsrailoğullarına denizi geçirttim.
Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar.
Bunun üzerine: "Ey Mûsa, dediler, bunların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah belirle!" Mûsa dedi: "Siz
cahilliği sürdürmekte olan bir toplumsunuz."

139."Şu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür.
Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır."

140. Şunu da söyledi: "Size Allah'tan başa bir ilah mı arayayım?
O sizi âlemlere üstün kılmıştır."

141. Şunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık.
Size azabın en kötüsü ile işkence ediyorlar
, oğlanlarınızı katlediyorlar, kadınlarınıza hayasızca davranıyor,
kadınlarınızın rahimlerini yokluyorlar
ve kadınlarınızı kötü hayata salıyorlardı.
Bunda sizin için Rabbinizden gelmiş büyük bir imtihan vardı.

142. Mûsa ile otuz gece için vaatleştim.
Ve bunu, bir on ekleyerek kırk geceye tamamladım.
Mûsa, kardeşi Hârun'a dedi ki: "Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme!"

143. Mûsa, benimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: Rabbim, göster bana
kendini, göreyim seni!
Yaratan Yüce Allah " Dedi: "Asla göremezsin beni! Ama şu dağa bak! Eğer o yerinde
durabilirse, sen de beni göreceksin!
" Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti.
Ve Mûsa baygın vaziyette yere yığıldı ve Musa kendine gelince şöyle yakardı:
"Tespih ederim seni. Tövbe edip sana yöneldim!
İman edenlerin ilkiyim ben."

144. Yaratan Yüce Allah buyurdu: "Ey Mûsa; Ben, gönderdiğim vahiylerle, konuşmamla seni seçip yücelttim

ve sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!"

145. Ben Mûsa için levhalarda her şeyi yazdım: Öğüt olarak, her şeyin ayrıntısı olarak. Kuvvetle tut bunları ve
emret toplumuna da onları en güzel şekliyle tutsunlar.
Sapıklar yurdunu da göstereceğim size."

146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım
.
Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar.
Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler.
Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler.
Bu böyledir çünkü onlar ayetlerimi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.

147. Ayetlerimi ve âhirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boşa gitmiştir.

Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır.

148. Mûsa'nın kavmi, onun Allah'la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir

buzağı heykelini ilah edinmişti.
Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor?

Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

149. Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: Rabbimiz bize
merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşünlerden olacağız."

150. Mûsa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi:
"Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler
yaptınız!
Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?"
Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu.
Kardeşi dedi ki: "Ey annem oğlu!
Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı.
Nerdeyse canımı alıyorlardı.
Bir de sen düşmanları bana güldürme.
Beni şu zalim toplulukla bir tutma."

151. Mûsa şöyle yakardı: "Rabbim!
Beni ve kardeşimi bağışla.
Rahmetine sok bizi.
Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin."

152. Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır.
İftiracıları böyle cezalandırırım ben!

153. Günahlar işledikten sonra tövbe ile iman edenlere gelince,
o tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici,
çok merhametli olacaktır.

154. Öfke, Mûsa'yı rahat bırakınca, levhaları aldı.
Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.

155. Mûsa, bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti.
O şiddetli sarsıntı ve korkunç titreşim onları yakalayınca Mûsa şöyle dedi:
Rabbim, dileseydin, onları da beni de
daha önce helâk ederdin.
İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mı edeceksin?
Bu iş senin imtihanından başka bir şey değildir.
Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin.
Sen bizim Velî'mizsin!
O halde affet bizi, acı bize!
Sen affedenlerin en hayırlısısın!"

156."Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de âhirette!
Dönüp dolaşıp sana geldik.
Yaratan Yüce Allah buyurdu ki: "Azabıma dilediğimi çarptırırım.
Rahmetime gelince, o her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.
Ben onu; sakınıp korunanlara, zekâtı verenlere, ayetlerime inananlara yazacağım."

157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar; o onlara iyiliği
emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar.
Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar.
Yaratan Yüce Allah'a inanan, onu destekleyen, ona yardım eden,
onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

158. De ki: "Ey insanlar!
Ben sizin tümünüze Allah'ın resulüyüm!
Kainatın ve Yeryüzünün göklerin mülkü Allah'ındır!
İlah yoktur Allah'tan başka!
Allah diriltir, Allah öldürür.
O halde Allah'a ve resulüne iman edin;
Allah'a ve onun sözlerine inanan o ümmî peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz."

159. Mûsa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk ve hak ile kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak
adaleti gözetir.

160. Ben onları, on iki torun kabileye ayırdım.
Toplumu kendisinden su istediğinde de Mûsa'ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettim.
Taştan, on iki göze fışkırdı.
Her oymak, su içeceği yeri belledi.
Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptım"Yiyiniz size verdiğim rızıkların temizlerinden.

Onlar bana zulmetmezler, ama öz benliklerine zulmediyorlardı.

161. Onlara şöyle denildi: Şu kentte oturun, orada istediğiniz yerden yiyin.
'Affet!' diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım.
Güzel düşünüp güzel iş yapanlara daha fazlasını da vereceğiz.

162. Onların zulme sapanları, bir sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler.

Bunun üzerine bende üzerlerine gökten bir pislik azabı saldım; çünkü zulmediyorlardı.

163.Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu.
Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı.
Çalışmadıkları ibadet ettikleri cumartesi günü balıkları onlara akın akın geldi;
Cumartesi günü yapmadıklarında ise onlara gelmezdi.
Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyordum.

164. İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma
ne diye öğüt verip duruyorsunuz?
" Dediler ki: "Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle."

165. Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan  
çıkmalarından ötürü, acı bir azapla yakalayıverdim.

166. Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelendiler, onlara şöyle dedim:

Aşağılık, maskara maymunlar olun!"

167. Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini
bildirmişti.
Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır; ama çok affedici, çok merhametlidir de.

168. Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük.
İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı.
Belki dönerler ümidiyle onları güzeliklerle de kötülüklerle de imtihana çektim.

169.Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi.
Bunlar, kitaba vâris olmuşlardı.
Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı:Biz zaten bağışlanacağız!
Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı.
Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söymemelerine ilişkin kitap mîsakı alınmamış mıydı?
O kitabın içindekileri okuyup incelemediler mi?
Âhiret yurdu,Yaratan Yüce Allah 'a sarılanlar için daha hayırlıdır.
Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?

170. Kuran’a sarılanlar ve namazı ve duayı yerine getirenlere gelince, ben, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmem.

171.Bir zaman, dağı tepelerine bir gölgelik gibi çekmiştim de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı.
"Size verdiğimi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz."

172.Hani, Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu:  
Rabbiniz değil miyim;
Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi.
Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz.

173. Şöyle de demeyesiniz: Daha önce atalarımız şirke batmıştı biz de onların ardından gelen bir soyuz.

Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?"

174. Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

175. Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimi vermiştim; onlardan sıyrılıp çıktı,
şeytan da onu
kendi
peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.

176. Dileseydim onu, o ayetlerle yüceltirdim. Ama o, sonsuza dek kalacakmış gibi,yerküreye bağlandı; iğreti
arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline
bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikâyeyi anlat ki düşünüp
taşınabilsinler.

177. Ayetlerimi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür!
Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.

178. Allah'ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır; saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.

179.Yemin olsun ki, ben, cehennem için, cinlerden ve insanlardan, birçok kişiye vücut verdim.

Birçoğunu döllendirip çoğalttım.
Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar;
Gözleri var bunların, onlarla görmezler;
Kulakları var bunların, onlarla işitmezler.
Davarlar gibidir bunlar.
Belki daha da şaşkın.
Gafillerin ta kendileridir bunlar.

180.En güzel isimler Esmâül Hüsna Yaratan Yüce Allah'ındır; Allah'a o isimleri ile dua edin.
Yaratan Yüce Al
lah'ın isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın.
Yapıp ettikleinin cezasını çekeceklerdir.

181.Benim yarattıklarımdan bir topluluk vardır ki, hak ile kılavuzlar ve yalnız onunla adalet sunarlar.

182. Ayetlerimi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğim.

183. Süre tanıyorum onlara.
Çünkü benim tuzağım pek yamandır.

184. Düşünmediler mi ki, o arkadaşlarında cinnetten eser yok.
Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.

185. Göklerin ve yerin melekûtuna, Allah'ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı. Ecellerinin gerçekten
yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi söze iman ediyorlar?

186. Allah'ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez.
O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.

187. Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana.
De ki: "Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır.
Kıyamet, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız Allah'tır.
Kıyamet göklere de yere de ağır gelmiştir .
Kıyamet size ansızın gelecektir.
" Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar.
De ki: "O'na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar."

188. De ki: Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka bir yarar sağlayamam vede bir zarar veremem. Eğer
gaybı biliyor olsaydım iyilik ve güzelliği elbette çoğaltırdım.
Bana kötülük dokunmamıştır bile.
Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."

189. Allah, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın.

Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi.
Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz,
şükredenlerden olacağız."

190. Allah onlara iyi huylu, barışçıl bir çocuk verince, kendilerine verdiği nimette ikisi birden

Yaratan Yüce  Allah'a ortak koşmaya başladılar.
Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır.

191.Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan kullarımı'mı bana ortak koşuyorlar?

192. Onlar, ne bunlara bir yardım sağlayamaz, kendi benliklerine de yardımcı olamazlar.

193. Onları, iyiye ve güzele çağırsanız sizi izlemezler.
Ha onlara dua etmişsiniz ha sus-pus oturmuşsunuz; sizin için aynıdır.

194. Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır.
Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.

195. Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler;
Ellerimi mi var onların ki onlarla tutsunlar;
Gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler;
Kulaklarımı var onların ki, onlarla işitsinler!?
De ki: "Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun.
Hadi, göz açtırmayın bana!"

196. Benim Velî'm, o Kitap'ı indiren Allah'tır.
Yaratan Yüce Al
lah, yardımı ve barışı seven kulları koruyup gözetir."

197. Yaratan Yüce Al
lah'ın dışında yakardıklarınız, ne kendilerine ne nede
size yardım edemezler.

198. Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar.
Onların sana baktıklarını sanırsın.
Oysaki, onlar görmezler.

199. Affetmeyi esas al!
İyiyi ve güzeli emret.
Cahillere yüz verip dikkate alma!

200. Şeytan seni dürtüp kandırmaya kalktığında, Yaratan Yüce Allah'a sığın.
Çünkü Yaratan Yüce Al
lah her şeyi işitir, her şeyi bilir.

201. Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü veya dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah'ı
hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.

202.Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

203. Onlara bir ayet getirmediğinde, "Onu da şuradan buradan derleseydin ya!" diye konuşurlar.

De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum.
Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir."

204. Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.

205. Rabbini, öz benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah ve akşam zikret.
Sakın Geleceğini, önemsemeyen kişilerden olma!

206.Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp A
llah'a  ibadetten yüz çevirmezler; Yaratan Yüce Allah'ı  tespih
eder ve yalnız Allah'a secde ederler.

7.Araf-Ortayer Süresi: Mekke 206