45. Ta-Ha Süresi: Mekke'de 135 Ayet Olarak İndirildi!

    1. Tâ. Hâ.

    2. Ben bu Kur'an'ı sana, zahmet çekip, bedbaht olasın diye indirmedim.

    3. Saygıyla ürperene bir hatırlatma ve düşündürme vede öğüt verme olsun diye indirdim.

    4. Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.

    5. O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.

    6. Kainatta ve Yeryüzündeki göklerde vede yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa
    Yaratan Yüce Allah'ındır.

    7. Sen bu sözü açıkça duyursan da Yaratan Yüce Allah gizliyi de, gizliden daha gizliyi de, çok iyi bilir.

    8. Allah'tır o.
    İlah yok Allah'tan başka.
    Esmaül Hüsna, en güzel isimler Yaratan Yüce Allah'ındır.

    9. Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi?

    10. Hani, bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: "Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti.
    Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum."

    11. O Ateş'in yanına geldiğinde kendisine "Mûsa!" diye seslenildi.

    12. "Benim senin Rabbin., hadi, pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva'dasın."

    13. "Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!"

    14. "Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım!
    İlah yoktur benden başka!
    O halde bana ibadet et ve namazını ve duanı, beni hatırlayıp anmak için yerine getir."

    15. "Kuşku duyma ki o saat mutlaka gelecektir.
    Onu gizliyorum ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin."

    16. "O halde Allah'a inanmayıp keyfi peşinde giden, Allah yüzünü senden geri çevirmesin. Yoksa perişan
    olursun."

    17. "Nedir o sağ elindeki ey Mûsa?"

    18. Müsa cevap verdi: "O, benim asamdır.
    Ona dayanırım, onunla koyunlarıma ağaçtan yaprak indiririm.
    Onda, işime yarayan başka özellikler de vardır."

    19. Allah buyurdu: " Asanı yere at ey Mûsa!"

    20. Musa asasını yere attı. Musa bir de ne görsün. Asa bir yılan olmuş ve hızla haraket ediyor..

    21. Yaratan Yüce Allah buyurdu ki: "Al asanı, korkma., ben onu ilk görünümüne döndüreceğim"

    22. Musa bir de elini koynuna sok., bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın."

    23. "Böylece sana en büyük mucizelerimden bazılarını göstereceğim."

    24. "Firavun'a git; çünkü o çok azdı."

    25. Mûsa dedi ki: "Rabbim, göğsümü açıp genişlet;

    26. İşimi bana kolaylaştır."

    27. "Dilimden düğümü çöz,

    28. Ki sözümü iyi anlasınlar."

    29. "Bana ailemden bir yardımcı ver,

    30. Kardeşim Hârun'u."

    31. "Onunla sırtımı kuvvetlendir!"

    32. "Onu işime ortak kıl!"

    33. "Taki seni çokça tespih edelim!"

    34. "Seni çokça analım!"

    35. "Kuşkusuz sen, bizi görmektesin."

    36. Buyurdu: "İstediğin sana verildi, ey Mûsa!"

    37. "Yemin olsun, sana bir kez daha lütufta bulunmuştum."

    38. Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiştim

    39. "Onu tabuta koyup ırmağa bırak!
    Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir
    sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin."

    40. "Hani, kızkardeşin gidiyor, şöyle diyordu: 'Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?'
    Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın.
    Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştım ve seni iyice bir imtihana çekmiştim.
    Bunun ardından sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın.
    Sonra, belirlenen bir vakitte ve bir kadere göre geliverdin, ey Mûsa!"

    41. "Seni kendim için seçip yetiştirdim."

    42. "Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevşeklik etmeyin."

    43. "Firavun'a gidin, çünkü o çok azdı."

    44. "Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir."

    45. Dediler ki: "Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taşkınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz."

    46. Allah buyurdu: "Sakın korkmayın ben sizinle beraberim; her şeyi işitiyor ve görüyorum."

    47. "Hadi gidin ona ve deyin ki; "Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoğullarını bizimle gönder ve onlara
    işkence etme! Rabbinden sana bir mucize getirdik.
    Selam sadece hidayete uyanlaradır."

    48. "Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi."

    49. Firavun dedi: "Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsa?"

    50. Mûsa dedi: "Rabbimiz, herşeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol ve yordam gösteren kudrettir."

    51. Dedi: "Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?"

    52."Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap'tadır, Rabbim şaşırmaz ve de unutmaz."

    53. Yaratan Yüce Allah'tır yeryüzünü size beşik yapan, onda sizin için yollar açan ve gökten su indiren.
    Ben o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardım.

    54. Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın.
    Kuşkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır.

    55. Sizi yerden yarattım.
    Tekrar oraya göndereceğim.
    Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağım.

    56. Yemin olsun, o Firavun'a ayetlerimin tamamını gösterdim ama yalanlayıp inadını sürdürdü.

    57. Firavun şöyle dedi: "Büyünle bizi, toprağımızdan çıkarmak için mi geldin, ey Mûsa!"

    58. "Seninki gibi bir büyü, biz de mutlaka sana getireceğiz.
    Seninle bizim aramızda öyle bir buluşma yeri ve zamanı belirle ki, ne biz caymayalım sende cayma..
    Herkese uygun bir yer olsun."

    59. Mûsa dedi: "Bizimle buluşacağınız zaman, süs günü olsun.
    İnsanlar kuşluk vakti bir araya getirilsin."

    60. Bunun üzerine Firavun oradan ayrıldı, tüm kurnazlığını topladı, sonra geldi.

    61. Mûsa onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size, yalan düzerek Allah'a iftira etmeyin! Yoksa bir azap ile
    kökünüzü
    kurutur. İftira eden, perişan olmuştur."

    62. Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.

    63. Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir.
    Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar."

    64. "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin!
    Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır."

    65. Dediler ki: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız."

    66. Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!"
    Bir de ne görsün onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış
    hayalini verdi.

    67. Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu.

    68. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!"

    69. "Sağ elindekini yere bırak!
    Onların, sihir olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun.
    Onların sihir olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir.
    Büyücü ise nereye gitse iflah etmez."

    70. Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Hârun'un ve Mûsa'nın Rabbine inandık!"

    71. Firavun dedi ki: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi?
    O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür.
    Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O
    zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli."

    72. Dediler: "Biz seni, bize gelen açık ve seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz.
    Verdiğin hükmü uygula senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer."

    73. "Biz Rabbimize inandık ki, günahlarımızı ve senin bizi zorladığın büyüyü affetsin.
    Allah daha hayırlı, daha süreklidir."

    74. Şu bir gerçek ki, Rabbinin huzuruna suçlu olarak gelen için cehennem vardır. Orada ne ölür ne de hayat
    bulur.

    75. Yaratan Yüce Allah'ın huzuruna, hayra ve barışa yönelik iyilikler üretmiş bir mümin olarak varana
    gelince, işte
    böyleleri için çok yüksek dereceler öngörülmüştür.

    76. Adn cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar; sürekli kalacaklar içlerinde.
    Arınıp temizlenenlerin ödülü işte budur.

    77. Yemin olsun, Mûsa'ya şöyle vahyetmiştim: "Kullarımı geceleyin yürüt!
    Denizde onlar için kuru bir yol aç! Size yetişecekler diye korkma, endişelenme.!"

    78. Derken, Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü.
    Ama deniz onları sarıp kuşattı.

    79. Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi.

    80. Ey İsrailoğulları, şu bir gerçek ki, biz sizi düşmanınızdan kurtardık.
    Tûr'un sağ yanında size vaatte bulunduk.
    Ve üstünüze kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

    81. Size verdiğim rızkın temizlerinden yiyin!
    Bu konuda azgınlık etmeyin yoksa öfkem üzerinize çöker ve  kimin üstüne öfkem inerse o uçuruma gider.

    82. Ve ben, tövbe eden, inanan, hayra ve barışa yönelik iş yapıp sonra da düzgün bir biçimde yol alan kimseye
    karşı, gerçekten çok affediciyim, Gaffâr'ım.

    83. Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa?

    84. Dedi: "Onlar, benim eserim üzerindeler.
    Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!"

    85. Yaratan Yüce Allah buyurdu: "Ben senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettim. Sâmirî onları
    saptırdı."

    86. Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü.
    Dedi ki: "Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı?
    Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze
    ters
    davrandınız?"

    87. Dediler ki: "Biz sana kendi irademizle ve malımızla karşı çıkmadık.
    Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de
    attı."

    88. Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı.
    Dediler ki: "Bu, hem sizin hem de Mûsa'nın tanrısıdır ama Mûsa bunu unuttu."

    89. Görmüyorlar mı ki; o buzağı onlara bir sözü geri çeviremiyor; kendilerine bir zarar veremiyor, bir yarar
    sağlayamıyor.

    90. Yemin olsun, Hârun daha önce onlara şunu söylemişti: "Ey kavmim, siz bununla imtihan edildiniz. Sizin
    Rabbiniz o Rahman'dır artık bana uyun, emrime itaat edin!"

    91. Onlar şöyle demişlerdi: "Mûsa bize dönünceye kadar ona tapıcılar olmakta devam edeceğiz."

    92. Mûsa dedi: "Ey Hârun, onların saptıklarını gördüğün zaman seni ne engelledi de, benim ardım sıra
    gelmedin.

    93. Emrime isyan mı ettin?"

    94. Hârun dedi: "Ey annemin oğlu sakalımı, başımı tutma!
    Ben senin şöyle diyeceğinden korkmuştum: 'Beniisrail arasına ayrılık soktun, sözüme bağlı kalmadın!"

    95. Mûsa dedi: "Senin derdin neydi, ey Sâmirî?"

    96. Sâmirî dedi: "Onların görmediklerini gördüm.
    Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım.
    Nefsim bana böylesini hoş gösterdi."

    97. Mûsa dedi: "Defol, çünkü sen, hayatın boyunca 'Bana dokunmayın!' diyeceksin! Ve senin için asla
    kurtulamayacağın bir hesap zamanı da var. O başını bekleyip durduğun tanrına bir bak onu kesinlikle yakıp,
    sonra da un ve ufak edip denize dökeceğim."

    98. Gerçek olan şu ki, sizin ilahınız kendisinden başka hiçbir tanrı olmayan Yaratan Yüce Allah'tır.
    Allah ilim bakımından her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

    99. İşte böylece, geçip gitmişlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyorum.
    Ben sana katımdan da bir Zikir ve Kur'an verdim.

    100. Kim Kuran dan yüz çevirirse, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.

    101. Uzun süre o yükün altındadır; kıyamet gününde bu onlar için ne kötü yüktür!

    102. O gün sûra üfrülür ve günahkârları o gün gözleri göm gök bir halde haşrederim.

    103. Aralarında fısıldaşır gibi konuşup şöyle derler: "Ancak on gün filan kalmışızdır."

    104. Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz.
    Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: "Eni ve sonu, bir gün kaldınız."

    105. Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ve ufak edecektir."

    106. "Yerlerini bomboş, dümdüz bırakacaktır."

    107. "Yerlerinde bir eğrilik de bir yumruluk da görmeyeceksin."

    108. O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar.
    Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka şey işitmezsiniz.

    109. O gün şefaat yarar sağlamaz.
    Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...

    110. Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar Allah'ı ilimle kuşatamazlar.

    111. Bütün yüzler o Hayy ve Kayyûm önünde yere inmiş, zulüm taşıyan perişan olup gitmiştir.

    112. Mümin olarak hayra ve barışa yönelik iyilikler yapan ise haksızlığa uğratılmaktan, ezilip horlanmaktan
    korkmaz

    113. Ben onu işte böyle, Arapça bir Kur'an olarak indirdim ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladım
    ki
    sakınabilsinler, yahut da Kur'an onlara yeni bir hatırlatıcı ve hatırlatma sunsun.

    114. Allah Melik, Allah hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir.
    Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma ve şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!"

    115. Yemin olsun, ben daha önce Âdem'e ahit verdim de unuttu; ben onda bir kararlılık bulamadım.

    116. Hani meleklere "Âdem'e secde edin!" demiştim de iblis müstesna hepsi secde etmiş ama iblis dayatmıştı.

    117. Bunun üzerine ben şöyle demiştim: "Ey Âdem! Şeytan, senin de eşinin de düşmanıdır,dikkat et de sizi
    cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun."

    118. "Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman."

    119. "Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın."

    120. Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: Ey Âdem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez ve
    çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?"

    121. Nihayet, ikisi de ondan yediler.
    Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar.
    Âdem, Rabbine isyan etmiş, azmış, ziyana uğramıştı.

    122. Sonra, Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doğruya kılavuzladı.

    123. Allah dedi: "İkiniz birlikte cennetten yeryüzüne inin!
    Artık birbirinize düşmansınız.
    Benden size bir hidayet geldiğinde, benim o hidayetime uyan artık sapmaz vede bedbaht olmaz."

    124. Kim beni anmaktan ve Kur'anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli ve dar bir geçim
    vardır;
    kıyamet günü de onu kör olarak haşrederim

    125. O der ki: "Rabbim, beni neden kör haşrettin, ben gören biri idim?"

    126. Allah buyurur: "Ayetlerim sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde
    unutuluyorsun."

    127. İsraf eden ve haddi aşan vede Rabbinin ayetlerine inanmayan kimseleri biz böyle cezalandırırım, ve
    âhiretin
    azabı çok daha şiddetli, çok daha kalıcıdır.

    128. Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helâk etmem onları yola getirmedi mi?
    Onların yurtlarında ve barınaklarında dolaşıp duruyorlar.
    Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır!

    129. Eğer Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir söz, belirlenmiş bir süre olmasaydı, bunlar için de helâk
    kaçınılmaz olurdu.

    130. Artık, onların söylediklerine sabredip güneş'in doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek
    tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tespit et ki, hoşnutluğa erebilesin.

    131. Onlardan bazı çiftlere, kendilerini imtihan etmek için iğreti hayatın süsü olarak verdiğim nimetlere
    gözlerini
    dikme!  Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha süreklidir.

    132. Aileni namaza ve duaya özendir kendin de ona sabırla devam et!
    Ben senden rızık istemiyor aksine seni ben rızıklandırıyorum.
    Sonuç Yaratan Yüce Allah'a inancındır!

    133. Dediler ki: "Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!"
    Peki, önceki sayfalardaki açık kanıt onlara gelmedi mi?

    134. Eğer ben onları, ondan önce bir azapla helâk etseydim mutlaka şöyle diyeceklerdi: Rabbimiz, ne olurdu
    bize
    bir resul gönderseydin de zelil ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık!"

    135. De ki: "Herkes bekleyip gözetlemede; hadi siz de bekleyip gözetleyin!
    Yakında bileceksiniz dosdoğru yolu izleyenler kimlermiş, hidayete eren kimmiş!"