51. Yunus Süresi: Mekke'de 109 Ayet Olarak İndirildi!

    1.Elif, Lâm, Râ. İşte sana hikmetlerle dolu Kitap Kuran’nın ayetleri.

    2. "Yaratan Yüce Allah’a inanan insanları uyar ve kendileri için Allah katında yüksek bir doğruluk
    derecesi
    bulunduğunu müjdelesin diye içlerinden bir er kişiye vahiy göndermemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi?

    3. Şu bir gerçek ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş üzerine egemenik kurup iş
    ve oluşu çekip çeviren Allah'tır.
    Allah'ın izni olmadıkça hiçbir şefaatçı devreye giremez.
    İşte bu Allah'tır sizin Rabbiniz.
    Düşünüp anlamıyor musunuz’ artık Allah’a kulluk ve ibadet edin

    4. Allah'tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız Allah'adır.
    Yaratılışı başlatır, sonra yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır ki, iman edip hayra ve barışa
    yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara gelince, onlar için, nankörlük
    edip gerçeği örtmeleri yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüştür.

    5. Güneş'i ısı ve ışık kaynağı; Ay'ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir ışık yaratan ona evreler
    takdir eden Allah'tır. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere bağlı olarak yaratmıştır.
    Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri ayrıntılı kılıyor.

    6. Şu bir gerçek ki, geceyle gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında, Allah'ın göklerde ve yerde
    vücut verdiği şeylerde, sakınan bir topluluk için sayısız ayetler vardır.

    7. Şu bir gerçek ki, bize kavuşmayı ummayanlar, iğreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar ve
    ayetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar

    8. Kazandıkları şeyler yüzünden varış yerleri ateş olacakların ta kendileridir.

    9. İman edip iyiliğe ve barışa yönelik amel sergileyenlere gelince, Rableri onları imanlarıyla doğruya ve
    güzele iletir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların altlarından ırmaklar akacaktır.

    10. Orada onların yakarışı, "Tespih ederiz seni ey Allahımız!" ve birbirlerine esenlik dilemeleri, "selam"
    şeklindedir. Onların son çağırışları şudur: Bütün övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır.

    11. Allah, insanlara şerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi, ecellerinin onlara
    ulaşmasına
    çoktan hükmedilmiş olurdu.
    Bana kavuşmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya bırakırım.

    12. İnsanlara zorluk dokunduğu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bana yalvarır, fakat sıkıntısını
    çözdüğümde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bana hiç yalvarmamış gibi çekip gider.
    Haksızlığa ve aşırılığa sapanlara, yapmakta oldukları, işte böyle süslü gösterilmiştir.

    13. Yemin olsun ki biz sizden önceki kuşakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık kanıtlar
    getirdiği halde inanmadıkları için, helak ettim.
    Günaha batanlar topluluğunu işte ben böyle cezalandırırım.

    14. Sonra onların ardından yeryüzünde sizi halefler kıldım ki, nasıl iş yapacağınızı göreyim.

    15. Ayetlerim onlara açık, açık parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle
    dediler: Bundan başka bir Kuran getir yahut bunu değiştir.
    Deki: "Kuran Ayetlerini kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz.  Ben sadece bana
    vahyolunana uyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim."

    16. De ki: Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size Allah
    bildirmezdi de.Ondan önce içinizde bir ömür kalmıştım.

    17. Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut Allah’ın ayetlerini  yalanlayan kişiden daha zalim kim var?
    Şu bir gerçek ki, suçlular iflah olmazlar.

    18. Allah'ın yanında kendilerine zarar verip, yarar sağlayamayan şeylere kulluk edip şöyle diyorlar:
    Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır." Deki onlara: "Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği
    şeyleri mi haber
    veriyorsunuz?" Allah'ın şanı yücedir.
    Allah ortak koştuklarınızdan arınmıştır.

    19. İnsanlar bir tek ümmetten başka değilken ihtilafa düştüler.
    Eğer Rabbinden bir söz öne geçmemiş olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir ve iş
    mutlaka bitirilirdi.

    20. Şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!"
    De ki: "Bilinmeyen sadece Allah'ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim."

    21. İnsanlar kendilerine dokunun bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığımda, ayetlerim hakkında hemen bir
    tuzak
    sergilerler. De ki: "Tuzak kurma bakımından Allah daha hızlıdır.
    Zaten, resullerimiz, kurmakta oldukları tuzakları kaydediyorlar.

    22. Sizi karada ve denizde Allah yürütüyor.
    Diyelim, gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latîf bir rüzgârla götürüyorlar.
    İçindekiler ferah ve sevinç duymaktalar  ve birden korkunç bir kasırga gelip, her taraftan dalgalar
    üzerlerine
    çullandı. Çepeçevre kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya koyuldular: "Eğer
    bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun sana şükredenlerden olacağız dediler.

    23. Allah onları kurtarınca, hiç vakit geçirmeden yeryüzünde haksızlığa sapıp azgınlaşırlar.
    Ey insanlar! Şu iğreti hayatın menfaati için yaptığınız azgınlık ve taşkınlık yalnız sizin aleyhinizedir.
    Bir süre sonra bana döndürüleceksiniz ve yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.

    24. Şu iğreti hayatın durumu gökten indirdiğim bir suya benzer: İnsanların ve davarların yedikleri
    yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri
    onun üzerinde egemen olduklarını  sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrim ona gece veya gündüz
    ulaşmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışımdır.
    Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyorum.

    25. Yaratan Yüce Allah, sizleri esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar.

    26. Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var.
    Dahası da var.
    Onların yüzlerine kara da bulaşmaz, zillet de...
    Cennetin dostlarıdır onlar; cennetlerinde sürekli kalıcıdırlar.

    27. Kötülük kazananlara ise kötülüğün miktarınca karşılık vardır.
    Ama yüzlerini bir zillet de kaplar.
    Onları Allah'tan kurtaracak kimse yoktur.
    Yüzleri gece parçalarından karanlıklarla kaplanmış gibidir.
    Ateşin dostlarıdır bunlar, cehennemleri içinde sürekli kalıcıdırlar.

    28. Gün olur, onları bir araya toplarım; sonra şirke batmışlara seslenirim: "Siz ve ortak yaptıklarınız,
    yerlerinize!"
    Aralarını ayırmışımdır.
    Ortak tuttukları şöyle haykırırlar: "Siz bize kulluk etmiyordunuz."

    29. "Sizinle bizim aramızda tanık olarak Allah yeter.
    Doğrusu, biz sizin ibadetinizden tamamen habersizdik."

    30. İşte orada, her benlik önceden gönderdiği şeyi kendisi deneyecektir.
    Hepsi gerçek Mevlâ'larına döndürülmüş, iftira aracı yaptıkları şeyler kendilerini koyup gitmiştir.

    31. Sor: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor?
    Ya o işitme gücünün ve gözlerin sahibi kim?
    Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü?
    Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?" Hemen, "Allah!" diyecekler.
    De ki: "Hâlâ kendinize gelmiyor musunuz?"

    32. İşte bu Allah'tır sizin Hak Rabbiniz.
    Hak'tan sonra, sapıklıktan başka ne kalır ki?
    Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz?

    33. Bu, budur! Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar iman etmezler!" sözü gerçekleşmiştir.

    34. De ki: "Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa başlayan, sonra, yarattığını çevirip bir daha yaratan kim
    var?
    De ki: "Allah! Yaratışı başlatır, sonra onu çevirip yeniden yaratır.
    O halde nasıl oluyor da başka bir yöne döndürülüyorsunuz?"

    35. Şunu da söyle: "Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?"
    De ki: "Allah götürür hakka.
    Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı?
    Peki, ne oluyor size nasıl hüküm veriyorsunuz?"

    36. Onların çoğu sanıdan başka bir şeyin ardınca gitmiyor.
    Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir şey ifade etmez.
    Allah, onların yaptıklarını iyice bilmektedir.

    37. Bu Kuran, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. Kuran, kendinden
    öncekinin tasdiki ve Kuran'ın ayrıntılı kılınmasıdır.
    Kuran da Kuşku ve çelişme yoktur.
    Kuran Âlemlerin Rabbi'ndendir.

    38. Yoksa, "onu uydurdu" mu diyorlar! De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin
    yettiklerini de
    çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın."

    39. Hayır, düşündükleri gibi değil. Onlar, ilmini kuşatamadıkları ve yorumu kendilerine hiç gelmemiş bir
    şeyi
    yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı.
    Bak da gör nasıl olmuştur zalimlerin sonu!

    40. İçlerinden buna inanacak var, inanmayacak var.
    Rabbin bozguncuları daha iyi bilir.

    41. Seni yalanladılarsa şöyle söyle: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan
    uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım."

    42. İçlerinde sana kulak verenler de vardır.
    Peki, sağırlara sen mi işittireceksin?
    Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa

    43. Onlardan sana bakanlar da vardır.
    Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin?
    Hele, kalp gözleriyle de görmüyorlarsa!

    44. Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendi öz benliklerine zulmediyorlar.

    45. Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler;
    aralarında
    tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uğramışlardır.

    46. Onların vaat ettiğimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüşleri bizedir. Sonunda
    Allah,
    işlemiş olduklarına tanıklık edecektir.

    47. Her ümmet için bir resul öngörülmüştür.
    Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbir zulme uğratılmazlar.

    48. Diyorlar ki: "Doğru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?"

    49. De ki: "Ben kendime bile Allah'ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde
    değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler."

    50. Şöyle söyle: "Diyelim Allah'ın azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir.
    Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?"

    51. O azap başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz!
    Şimdi mi? Hani onu aceleden isteyip duruyordunuz?

    52. Sonra, zulmedenlere şöyle denecek: "Sonsuzluğun azabını ve sonsuz azabı tadın!
    Kazandığınız şeyler dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız!"

    53. Soruyorlar sana: Bu cezalandırma doğru mu: Evet! Rabbime yemin ederim, o cezalandırma doğrunun
    ta
    kendisidir! Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız."

    54. Zulmetmiş her benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümün fidye verecektir. Azabı
    gördüklerinde pişmanlğı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiştir, asla zulme
    uğratılmazlar!

    55. Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır!
    Gözünüzü açın, Allah'ın vaadi haktır fakat onların çokları bunu bilmiyorlar.

    56. Allah hayat verir, Allah öldürür ve sonunda Allah'a döndürüleceksiniz.!
    57. Ey insanlar: İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir
    rahmet geldi.

    58. De ki: "Allah'ın lütfuyla, ve Allah'ın rahmetiyle vede sadece Kuran’la sevinip ferahlasınlar!
    Allah onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."

    59. De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?"
    De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"

    60. Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar?
    Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar.

    61. Bir iş ve oluşta bulunsan, Kuran'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken
    biz
    üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha
    büyüğü de Rabbinden uzakta ve gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap'tadır.

    62. Gözünüzü açın!
    Allah'ın velîleri için hiçbir korku yoktur.
    O veliler tasaya da düşmezler.

    63. Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır.

    64. Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara.
    Allah'ın kelimelerinde değişme ve değiştirme olmaz.
    İşte budur o büyük kurtuluş.

    65. Onların sözü seni üzmesin.
    Tüm onur ve kudret Allah'ındır.
    Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.

    66. Gözünüzü açın; Kainatta ve Yeryüzündeki göklerde kim ve ne varsa Allah'ındır!
    Allah'ın yanında başka şeylere yalvaranlar, ortak koştuklarına sanmıyorlar.
    Allah'ın yanında ortaklara yalvaranlar neyin ardı sıra gidiyorlar?
    Onlar sadece sanıya uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.

    67. Allah odur ki, içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de aydınlık kıldı.
    Hiç kuşkusuz, bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler vardır.

    68. "Allah çocuk edindi!" dediler.
    Hâşâ! Allah bundan arınmıştır!
    Allah Ganî'dir, hiçbir şeye muhtaç değildir!
    Göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır.
    Elinizde, söylediğinize ilişkin hiçbir kanıt yokken, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri neden
    söylüyorsunuz?

    69. De ki: "Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir!"

    70. Dünyada biraz nimetlenme, ardından dönüşleri sadece banadır!
    Sonra beni, inkâr ettiklerinden dolayı onları şiddetli azabımı tattıracağım.

    71. Onlara Nûh'un haberini de oku.
    Hani, toplumuna şöyle demişti: "Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam  size ağır
    geliyorsa artık ben, Allah'a dayandım.
    Siz de ortaklarınızla bir araya gelip işinize bakın.
    Yapacağınız şey size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın ve bana fırsat da vermeyin."

    72. "Yüz çevirdiyseniz çevirin.  Ben sizden bir ücret istemedim.
    Benim ücretim, Allah'tan gelecektir.
    Bana, müslümanlardan ve Allah'a teslim olanlardan olmam emredildi."

    73. Bunun üzerine, Nuh'u yalanladılar.
    Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardım ve onları yöneticiler yaptım.
    Ayetlerimi yalanlayanları da batırıp boğdum.
    Bak da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!

    74. Nûh'un ardından birçok resulleri daha toplumlarıma gönderdim.
    Onlara açık-seçik kanıtlar getirdiler ama onlar daha önceden yalanladıkları şeye bir türlü inanmadılar.
    Azgınlığa sapanların kalplerini işte böyle mühürlerim.

    75. Onların ardından da Mûsa ile Hârun'u ayetlerim eşliğinde Firavun ve kurmaylarına gönderdim.
    Kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oldular.

    76. Gerçek, katımızdan onlara geldiğinde şöyle demişlerdi: Hiç kuşkusuz, bu, apaçık bir büyüdür."

    77. Mûsa dedi ki: "Gerçek size ulaştığında böyle mi konuşuyorsunuz?
    Büyü müdür bu? Büyücülerin kurtuluşu yoktur.

    78. Dediler ki: "Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin de bu toprakta devlet
    ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin?
    Biz, ikinize de inanmıyoruz."

    79. Firavun seslendi: "Tüm bilgin büyücüleri huzuruma getirin!"

    80. Büyücüler gelince, Mûsa onlara şöyle dedi: "Ortaya koyma gücünde olduğunuz şöyleri sergileyin."

    81. Onlar hünerlerini ortaya koyunca Mûsa dedi ki: "Sergilediğiniz şey büyüdür. Allah onu mutlaka
    hükümsüz
    kılacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzgün yürütmez."

    82. "Ve suçlular hoş görmese de Allah, hakkı, kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır."

    83. Firavun ve kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi arasından bir
    gençlik grubu dışında hiç kimse Mûsa'ya inanmadı. Çünkü Firavun, o toprakta gerçekten çok üstündü ve
    gerçekten sınır tanımaz azgınlardan biriydi.

    84. Mûsa dedi ki: "Ey toplumum! Eğer Allah'a inanmışsanız, müslümanlarsanız ve Allah'a teslim
    olanlarsanız
    yalnız Allah'a dayanıp güvenin."

    85. Şöyle yakardılar: "Yalnız Allah'a dayandık.
    Rabbimiz; bizleri, zulmedenler toplumu için bir imtihan aracı yapma!"

    86. "O küfre sapmış toplumdan rahmetinle bizi kurtar!"

    87. Mûsa'ya ve kardeşine şunu vahyettim: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır'da evler
    hazırlayın. Evlerinizi karşılıklı kıble yapın ve namaz kılın.
    İnananlara müjde ver.

    88. Mûsa şöyle dedi: Rabbimiz; Senin yolundan saptırsınlar diye mi,
    Firavun ve kodamanlarına şu geçici hayatta görkem şan ve mallar verdin.
    Rabbimiz; Onların mallarını sil-süpür, kalplerini şiddetle sık ki, acıklı azabı
    görünceye kadar inanmasınlar."

    89. Allah cevap verdi: İkinizin duası da kabul edildi.!
    İlimden nasipsizlerin yolunu izlemeyin ve doğruluktan şaşmayın.

    90. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla onları izlemekteydi.
    Nihayet, boğulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: "İman ettim. İsrailoğullarının inanmış olduğu dışında ilah
    yok. Ben de Allah"a teslim olanlardanım."

    91. "Şimdi mi? Daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun."

    92. "Bugün senin bedenini kurtaracağım ki, arkandan gelenlere bir ibret olasın. Ama insanların çoğu
    benim
    ayetlerimden gerçekten habersiz bulunuyor."

    93. Yemin olsun, ben İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdim ve kendilerine temiz yiyeceklerden
    rızık
    verdim. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler.
    Hiç kuşkusuz, Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

    94. Şayet sen, sana indirdiğimden kuşkulanmakta isen, senden önce Kitap'ı okuyanlara sor. Yemin olsun,
    hak sana Rabbinden gelmiştir. O halde, sakın kuşkulananlardan olma!

    95. Ve sakın ayetlerimi yalanlayanlardan olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursun.

    96. Aleyhlerine Rabbinin kelimesi hak olanlar iman etmezler.

    97. Tüm ayetler onlara gelse bile,  o korkunç azabı görünceye kadar ayetlerime inanmazlar

    98. Yûnus'un kavmi müstesna, bir kent inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Onlar inanınca, dünya
    hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştim.

    99. Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi.
    Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!

    100. Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez.
    Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

    101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var ve neler oluyor, bir bakın.
    O Kuran ayetlerin deki uyarılara inanmayan bir toplumun, o Kuran ayetleri  hiçbir işlerine  yaramaz.

    102. Onlar, sırf kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: "Bekleyin!
    Sizinle beraber ben de  bekleyenlerdenim."

    103. Sonunda ben, resullerimi ve iman edenleri kurtarıyorum.
    İşte böyledir; Üzerime bir borç olarak, inananları kurtarıyorum.

    104. De ki: "Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin Allah'ın berisinden kulluk
    ettiklerinize kulluk etmeyeceğim.
    Tam aksine ben, sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk edeceğim.
    Bana, Yaratan Yüce Allah’a inanan müminlerden olmam emredildi."

    105. Şu da emredildi: "Sakın müşriklerden olma ve yüzünü, bir hanîf olarak Allah’a çevir.

    106. "Allah'ın berisinden, sana yarar sağlamayacak ve zarar veremeyecek şeylere yakarma!
    Eğer bunu yaparsan mutlaka zalimlerden olursun."

    107. Allah sana bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan başkası değil, yine Allah'dır.
    Allah sana bir hayır dilerse, Allah'ın lütfunu reddedecek yoktur.
    Kullarından dilediğini lütfuyla nasiplendirir.
    Allah Gafûr'dur.
    Allah Rahîm'dir.

    108. De ki: "Ey insanlar! Şu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiştir. Artık doğruya yönelen kendi
    benliği için yönelir; sapan da kendi benliği aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim."

    109. Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret.
    Allah, hâkimlerin en hayırlısıdır.