69. Kehf-Mağara Süresi: Mekke'de 110 Ayet Olarak İndirildi!

    1. Hamd O Allah’a mahsustur ki, kuluna Kitab’ı indirdi ve onda herhangi bir eğrilik koymadı.

 2. Katından dosdoğru gelen açık bir söz olarak Kuran'ı  indirdi ki, zorlu bir iş ve oluş konusunda
 uyarsın vebarışa yönelik hayırlı ameller sergileyen müminlere, kendileri için güzel bir ödül
 öngörüldüğünü  müjdelesin..

    3. Onlar, o hal üzere sonsuza dek kalıcıdırlar.

    4. Yaratan Yüce Allah Kuranı ' Allah bir çocuk edindi diyenleri uyarsın diye indirdi .

    5. Söz olarak ne büyüktür ağızlarından çıkıveren!
    Ona ilişkin ne kendilerinin nede atalarının bir ilmi yoktur.
    Onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.

    6. Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.

    7. Ben, yeryüzündeki her şeyi ona bir süs yaptım ki, insanları, içlerinden hangisi amel yönünden daha güzeldir
    diye imtihan edeyim.

    8. Ve şu da bir gerçek ki ben, yeryüzündeki her şeyi, bitki bitirmeyen, kıtlık ve ölüme yol açan kupkuru bir
    toprak haline elbette getireceğim.

    9. Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını, benim ayetlerimden, hayrete düşüren bir tanesi mi
    sandın?

    10. Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: Ey Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve
    bizim için bir çıkış yolu lütfet.

    11. Bunun üzerine birçok yıl boyunca mağarada onların kulakları üzerine ağırlık vurdum.

    12. Sonra onları dirilttim ki, iki zümreden hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edebileceğini bilelim.

    13. Ben onların haberlerini sana doğru bir şekilde anlatacağım.
    Şu bir gerçek ki onlar, Rablerine iman etmiş bir yiğitler grubuydu. Ve ben de onların hidayetini artırdım.

    14. Kalpleriyle aramızda bir bağ kurdum ve kalplerini dayanıklı kıldım.
    Kalkıp şöyle dediler: "Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir.
    Allah’tan başka hiçbir ilaha yakarmayız.
    Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz."

    15. "Şunlar, şu kavmimiz Yaratan Allah'tan başka ilahlar edindiler.
    Onlar hakkında açık bir kanıt getirselerdi ya!
    Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir?!"

    16. "Madem ki onlardan ve Allah dışındaki taptıklarınızdan yüz çevirip kenara çekildiniz, hadi mağaraya
    sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir nasip yaysın ve işinizde size kolaylık ve başarı sağlasın."

    17. Güneş'i görüyorsun: Doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa kayar, battığı vakit ise onları sol tarafa
    doğru
    makaslayıp geçer.
    Böylece onlar mağaranın geniş boşluğu içindedirler.
    Bu, Allah'ın mucizelerindendir.
    Allah'ın kılavuzluk ettiği, doğruyu bulmuştur.
    Şaşırttığına gelince, sen ona yol gösteren bir velî asla bulamazsın.

    18. Sen onları uyanıktırlar sanırsın; oysaki onlar uykudadırlar.
    Onları sağ tarafa da sol tarafa da çeviririm.
    Köpekleri de iki kolunu girişe uzatıp yatmıştır.
    Onların durumunu görseydin kesinlikle onlardan yüz çevirip kaçardın.
    Ve onlar yüzünden mutlaka içine korku doldurulurdu.

    19. İşte böyle! Onları dirilttim ki, birbirlerine sorup dursunlar.
    İçlerinden biri şöyle konuştu: "Ne kadar uyuduk kaldık burada?
    Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar."
    Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir.
    Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size
    bir
    rızık getirsin, ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin."

    20. "Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler yahut da sizi kendilerinin milletine
    döndürürler ki o takdirde bir daha asla kurtulamazsınız."

    21. Böylece insanları onlar hakkında bilgilendirdim ki, Allah'ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuşkusuz
    olduğunu bilsinler. Çünkü onlar, aralarında mağara yaranının durumunu   tartışıyorlardı.
    "Onların üstüne bir bina kurun." dediler.
    Rableri onları daha iyi bilir.
    Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse şöyle dediler: "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz."

    22. "Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi." diyecekler.
    Şunu da diyecekler: "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi."
    Bilinmeyeni taşlamaktır ve bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır bu.
    Şöyle de derler: "Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir."
    De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir.
    Onlar hakkıda bilgisi olan, çok azdır."
    O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında hiçbir çekişmeye girme.
    Onlar hakkında, konuşup duranlardan hiç kimseye bir şey sorma.

    23. Hiçbir şey için, "Ben bunu yarın kesinlikle yapacağım." deme.

    24. "Allah dilerse" şeklinde söyleyebilirsin.
    Unuttuğunda, Rabbini an. Ve de: "Umarım ki Rabbim beni, bundan daha yakın bir zamanda başarıya ve
    aydınlığa ulaştırır."

    25. Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler.

    26. De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.
    Allah'ın elindedir göklerin ve yerin bilinmeyeni.
    Ne güzel görendir Allah, ne güzel işitendir.
    Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur.
    Ve Allah, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."

    27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku.
    O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur.
    O'nun dışında bir sığınak ve bir dayanak asla bulamazsın.

    28. Benliğini, sabah ve akşam yüzünü isteyerek rablerine yalvaranlarla beraber tut. İğreti dünya hayatının
    süsünü
    isteyerek gözlerini onlardan kaydırıp uzaklaştırma. Ve sakın, kalbini benim zikrimden ve Kur'anımızdan hain
    koyduğum, boş arzularına uymuş kişilere boyun eğme.
    Böylesinin işi hep aşırılıktır.

    29. Ve de ki: "Hak, Rabbinizdendir.
    Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.
    " Biz, zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı ve duvarı vede dumanı onları çepeçevre kuşatmıştır.
    Eğer yardım dileseler, erimiş maden gibi yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur. O ne kötü içecek, o
    ne kötü
    sığınak ve dayanak'tır!

    30. İman edip hayra ve barışa yönelik ameller sergileyenlere gelince, kuşkusuz ki ben, güzel iş yapanların
    ödülünü
    ziyan etmeyeceğim.

    31. Bunlar için, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır.
    Orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyip koltuklar üzerine
    kurulacaklar.   
    O ne güzel karşılık, o ne güzel dayanak!

    32. Onlara örnek olarak şu iki adamı ver: Bunlardan birine, üzümlerden oluşan iki bağlık vermiş, bağların
    çevresini
    hurmalarla donatmış, aralarına da ekinler serpiştirmiştim.

    33. İki bağ da yemişlerini vermiş o adamdan hiçbir şeyi eksik bırakmamıştım.
    İkisinin ortasından da bir de nehir fışkırtmıştım.

    34. Adamın başka bir geliri daha vardı.
    Bu yüzden, arkadaşlarıyla konuştuğu bir sırada ona şöyle demişti:
    "Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakımından da güçlü ve onurluyum."

    35. Ve böylece, öz benliğine zulüm ede ede bağına girdi.
    Şöyle konuştu: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum."

    36. "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum.
    Ama eğer Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacağımdan eminim."

    37. Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki:
    "Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü
    ediyorsun?

    38. "Lâkin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi asla ortak koşmam."

    39. "Bağına girdiğinde, 'Mâşallah, kuvvet yalnız Allah'tandır!' desen olmaz mıydı? Gerçi sen beni, malca ve
    evlatça senden basit görüyorsun ama.

    40. Olabilir ki, Rabbim bana senin bağından daha değerlisini verir; seninkinin üzerine de gökten bir âfet
    gönderir
    de bağın yalçın bir toprak kesilir."

    41.Yahut suyu dibe çekilir de bir daha onu isteyemezsin bile."

    42. Derken bütün ürününe el kondu.
    Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve
    şöyle
    diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!"

    43. Allah dışında kendisine yardım edecek bir topluluğu da çıkmadı.
    Kendi kendini de kurtaramadı.

    44. İşte böyle bir durumda, dostluk ve koruma, hak olan Allah'tandır.
    O, karşılık verme bakımından da hayırlıdır, iş sonuçlandırma bakımından da hayırlıdır.

    45. Dünya hayatının şu su örneği gibi olduğunu onlara anlat:
    "O suyu ben gökten indirdim.
    Yerin bitkisi onunla karıştı.
    Derken o bitki, rüzgârların savurup döllediği parçacıklara dönüştü.
    Allah her şey üzerinde Muktedir'dir, gücü her şeye yeter.

    46. Mal ve oğullar, şu iğreti dünya hayatının süsüdür.
    Barışa ve hayra yönelik kalıcı eylemlerse, Rabbin katında sevapça da üstündür, beklenti bakımından da.

    47. Gün olur, dağları yürütürüm de yeryüzünü çırılçıplak görürsün.
    İnsanları huzurumuzda toplamış, içlerinden hiçbirisini hesap dışı bırakmamışımdır.

    48. Hepsi, saflar halinde Rabbine arz edilmiştir.
    Yemin olsun, sizi ilk kez yarattığım gibi yine bana geldiniz.
    Ama siz, sizin için hesabın görüleceği bir zaman belirlemeyeceğimi sanmıştınız.

    49. Kitap ortaya konulmuştur.
    Günahkârların, onun içindekilerden korkup ürpererek şöyle dediklerini görürsün: Vay başımıza; Ne biçim
    kitap bu!
    Ne küçük bırakmış ne büyük.
    Hepsini sayıp dökmüş!" Yapıp ettiklerini hazır bulmuşlardır.
    Rabbin hiç kimseye zulmetmiyor.

    Kendi Rabbinin emrine ters düştü.
    Hem de onlar sizin düşmanınızken, şimdi siz, benim beri yanımdan, onu ve onun soyunu dostlar
    ediniyorsunuz?
    Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!

    51. Ben onları ne göklerle yerin yaratılmasına, hatta ne kendilerinin yaratılmasına tanık tuttum.
    Ben, sapıp gitmişleri yardımcı edinecek değilim.
    52. Bir gün Allah şöyle diyecektir: "O bir şey zannettiğiniz ortaklarımı çağırın! Hemen çağırdılar ama onlar
    kendilerine cevap vermedi.
    Biz onların aralarına tehlikeli bir uçurum ve yıkıcı bir düşmanlık koyduk.

    53. Suçlular, ateşi gördüler de onun içine düşeceklerini anladılar; fakat ondan kaçıp kurtulmaya bir yol
    bulamadılar.

    54. Yemin olsun, ben, bu Kur'an'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koydum.
    İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

    55. Kendilerine hidayet geldikten sonra, insanları iman etmekten,
    Rablerinden af dilemekten alıkoyan şey şundan başkası değildir: Evvelkilerin yol ve yöntemlerinin
    kendilerine de
    gelmesini yahut bizzat azabın karşılarına dikilivermesini beklemek.

    56. Ben, elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderiyorum.
    Küfre sapanlar ise bâtıla yapışarak onunla hakkı kaydırmak için uğraşıyorlar.
    Onlar, ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.

    57. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan yüz çeviren ve iki elinin hazırlayıp önden
    gönderdiği
    şeyleri unutandan daha zalim kim olabilir? Şu bir gerçek ki, ben onların kalpleri üzerine onu anlamamaları için
    kabuklar geçirdim. Kulakları içine de ağırlıklar koydum.
    Onları hidayete çağırsan da bu durumda hidayete asla ulaşamazlar.

    58. O affedici, o rahmet sahibi Rabbin, onları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, kendileri için azabı
    mutlaka
    çabuklaştırırdı.
    Böyle olmamıştır, ama onlar için, hiçbir kaçıp kurtulma imkânı bulamayacakları bir hesap sorma zamanı
    öngörülmüştür.

    59. İşte sana bir yığın kent ve medeniyet.
    Zulme saptıklarında onları yok ettim.
    Onları yok etmek için de bir süre belirlemiştim.

    60. Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim
    yahut
    da seneler ve seneler harcayacağım.

    61. Bu ikisi, iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unuttular.
    Bunun üzerine balık da denizde bir deliğe doğru yola koyuldu.

    62. Orayı geçtiklerinde Mûsa, genç arkadaşına dedi ki: "Hadi, getir şu sabah yemeğimizi. Vallahi bu
    yolculuğumuz
    yüzünden epey çektik."

    63. Genç adam dedi: "Bak sen şu işe, hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı
    bana
    unutturan, şeytandan başkası değildi.
    Balık, denizin içinde acaip bir biçimde yolunu tuttu."

    64. Mûsa: "Arayıp durduğumuz işte o idi." dedi.
    Bunun üzerine kendi izlerini sürerek gerisin geri döndüler.

    65. Orada, kullarımdan öyle bir kul buldular ki, ben ona katımdan bir rahmet vermiş, lütfumdan bir ilim
    öğretmiştim.

    66. Mûsa ona dedi ki:"Sana öğretilenden bana da bir olgunluk ve bir bilgi öğretmen şartıyla sana tâbi olayım
    mı?"

    67. Dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe dayanamazsın."

    68. "Beynin almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?"

    69. Mûsa dedi ki: "Allah dilerse beni sabırlı bulacaksın; hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim."

    70. Dedi: "Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden konu açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru
    sorma!

    71. İkisi birlikte yola koyuldular.
    Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu kulum gemiyi deliverdi.
    Mûsa dedi: "İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iş yaptın!"

    72. Dedi: "Ben söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın!"

    73. Mûsa dedi: "Unuttuğum için beni azarlama; bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma."

    74. Yine yola koyuldular.
    Bir süre sonra bir erkek çocuğa rastgeldiler; kulum tuttu o çocuğu öldürdü.
    Mûsa dedi: "Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!?
    Vallahi çok kötü bir iş yaptın!"

    75. Kulum Dedi ki: "Ben sana söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın."

    76. Mûsa dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Vallahi, öyle bir
    durumda
    benden ayrılmakta mazur sayılacaksın."

    77. Yine yola koyuldular.
    Biraz sonra bir kente geldiler.
    Kent halkından yemek istediler, ama kent halkı bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı
    bekleyen bir
    duvara rastladılar; genç adam tuttu onu onardı. Mûsa "İsteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın." dedi.

    78. Dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır.
    Şimdi sana, tahammül edemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."

    79. "Gemiden başlayayım: O gemi, denizde işçilik yapan bir grup yoksulundu.
    Ben onu kusurlu hale getirmek istedim çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyuyordu."

    80. "Erkek çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi.
    Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."

    81. "Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin."

    82. "Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim çocuğundu.
    Altında, çocuklara ait bir define vardı. Çocukların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı.
    Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar
    Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım.
    İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."

    83. Sana Zülkarneyn'den de sorarlar: De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım."

    84. Ben onun için yeryüzünde güç ve saltanat hazırladım ve ona herşeyden bir sebep verdim.

    85. O da bir sebebi izledi.

    86. Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim
    buldu. Dedim ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."

    87. Dedi: "Zulmedene azap edeceğiz; sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmedik bir azaba çeker."

    88. "İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapana gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona,
    buyruğumuzdan, kolay olanı söyleyeceğiz."

    89. Sonra bir sebebi daha izledi.

    90. Bir süre sonra, Güneş'in doğduğu yere varınca onu, ona karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir
    topluluğun
    üzerine doğar buldu.

    91. İşte böyle! Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.

    92. Sonra yine bir sebebi izledi.

    93. Nihayet, iki set arasında ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı.

    94. Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir
    set
    yapman şartıyla sana vergi verelim mi?"

    95. Dedi: "Rabbimin beni içinde tuttuğu imkân ve güç daha üstündür.
    Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim."

    96. "Bana demir kütleleri getirin!" İki ucu tam denkleştirince, "Körükleyin!" dedi. Onu ateş haline koyunca da
    "Getirin bana, üzerine erimiş bakır ve katran dökeyim!" diye seslendi.

    97. Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.

    98. Dedi: "Bu, Rabbimden bir rahmettir.
    Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder.
    Ve Rabbimin vaadi haktır."

    99. O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar.
    Sûra da üflenmiştir; hepsini bir araya toplarım.

    100. O gün, cehennemi, inkârcılara öyle bir sunmuşumdur ki!...

    101. Onlar, gözleri benim zikrim ve Kur'anım karşısında perde içinde olan insanlardı. Dinlemeye
    dayanamıyorlardı.

    102. Küfre sapanlar, beni bırakıp da kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar. Ben cehennemi bir konuk evi
    olarak inkârcılar için hazırladım.

    103. De ki: "Amelleri bakımından hüsrana en çok batanları size haber vereyim mi?"

    104. O kimselerdir ki, dünya hayatındaki çabaları boşa gitmiştir de onlar sanayileşmeyi ve işi hâlâ güzel
    yaptıklarını sanırlar.

    105. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve Allah’a  ulaşmayı inkâr etmişler de bütün amelleri boşa çıkmıştır. Bu
    yüzden
    kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız ve onlara hiçbir değer vermeyiz.

    106. İşte böyle! Cezaları cehennemdir. Çünkü nankörlük ettiler; ayetlerimi ve resullerimi eğlence aracı
    yaptılar.

    107. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, onların konuk evleri Firdevs cennetleri
    olacaktır.

    108. Sürekli kalacaklardır orada. Çıkmak istemeyeceklerdir oradan.

    109. De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz
    mutlaka
    biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez."

    110. De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım.
    Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor.
    O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve
    Rabbine ibadette hiç kimseyi Allah'a ortak koşmasın."