Mezhep imamları nasih-mensuh ile Kuran ayetlerinin hükmünü iptal ederek, farklı hadislerden kendilerine göre birini
seçerek, kendilerine göre hadisleri yorumlayarak ve kendilerini içtihad yetkisiyle Allah’ın serbest bıraktığı konuları açıklayıcı
konumuna getirerek, yepyeni bir dinsel yapı oluşturmuşlardır. Bu yeni yapının Allah’ın dini olduğu sanılsa da,ne yazık ki bu
yeni yapı Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlık ne kadar Allah’ın diniyse o kadar Allah’ın dinidir.

Bazıları bu mezhep imamlarının çok iyi niyetli olduğunu, din için fedakarlıklar yaptıklarını anlatarak eleştirileri görmezlikten
gelmektedirler. Peki Ortodoks ve Katolik rahiplerin de iyi niyetli oldukları ve kendi mezhepleri için çalıştıkları söyleniyor,biz
ne yapalım; Katolik ve Ortodoks bağnazlığı bu iyi niyet söylemlerinden ötürü Allah’ın gönderdiği Hıristiyanlıkla bir mi
tutacağız?

Bu mezheplerin imamları öyle bir konuma getirilmiştir ki; onlara verilen yetkiyle onlar istediğini iptal edilmiş hüküm ilan
ederek, istediklerini kendilerince yorumlayarak,dilediklerini kabul ederek, uygun gördükleri durumlarda içtihad ederek Kuran’
daki hükümlerden kat kat fazla hacimde sünnetler, farzlar, helaller, haramlar oluşturmuşlardır.

Kuran’ın otoritesi dışında oluşturulan bu mezheplere
Hanefi,
Şafi,
Maliki,
Hanbeli,
Şii adları verilmiş, bu mezheplere uyan mukallidler (mezhep taklitçileri) ise mezheplerinin adlarıyla anılmışlardır. Oysa bakın
Kuran’da ne diyor:

Dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a
kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.
6-Enam Suresi 159

BİR MEZHEBE GÖRE CENNETLİK, DİĞERİNDE CEHENNEMLİK OLUYOR

Kuran’da dinimize İslam adı verilip, hiziplere ayrılmamız yerilirken, kendimize Hanefi, Maliki gibi isimler vermeyi, bu
mezheplerin ayrı helal, haram ve farzlarını kabullenmeyi ve her biri birbirinden farklı uygulamalara sahip olan apayrı
mezheplerin herbirinin de İslam’a eşit olduğunu, birbirlerine ve Kuran’a aykırılıklarına rağmen,hepsinin de doğru olduğunu
hangi akıl ve insafla açıklayabiliriz?

Örneğin ! Hanefi mezhebinde namaz kılmaya başlamayan dövülür,
Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinde ise aynı şahıs namaz kılmaya başlamazsa öldürülür.

Sırf mezhepler açısından bile olaya baksak Hanbeli, Şafi ve Maliki olanların Hanefi’ye göre en büyük günah olan adam
öldürme fiilini işleyip günaha girdiklerini, Hanefi olanların ise sırf dövdükleri, öldürmedikleri için diğer
mezheplere göre Allah’ın bir hükmünü inkar edip zalim olduklarını söylememiz gerekir. Oysa ayrılıkta güzellik gören
zihniyete göre Allah, ahirette Müslümanlar’ı mezheplerine göre ayıracak, Hanefi ise sen Hanefiydin dövdün doğru yaptın,
Şafi ise sen Şafiydin öldürmeliydin, öldürüp doğru yaptınmı diyecektir!

Namaz kılmayanı eğer Hanefi biri öldürürse katil olup cehennemlik bir fiil yapacaktır, oysa namaz kılmayanı öldüren Şafi ,
Allah’ın hükmünü yerine getirdiği için cennetlik bir fiil yapmış olacaktır.

Yani aynı fiili yapan iki kişiden biri cehennemlik, diğeri ise mübarek kişi olacaktır. Böyle din olur mu?

Böyle dine uyanların kelle sayısı ne olursa olsun, doğrulukları mümkün müdür? Ne yazık ki günümüzde bu mezheplere uyan
geniş kitlelere bu soruları sormak zorundayız.

Aklı kullanmak yerine taklitçiliği esas alan,Kuran’ı insanların hepsi anlayamaz, birkaç insan bunları anlayıp, insanlara
aktarıyor diyenlerin, insanları getirdiği nokta budur. Allah dinini yalnız bu mezhep imamlarının anlayacağı şekilde mi indirdi ki
insanların sadece hak olduğu söylenen bu dört mezhebe uymaları bir zorunluluk oluyor?

Allah dinini ancak bu dört kişi anlasın diye indirdiyse, Kuran’da niye birçok defa “Ey insanlar” diye insanlara direkt hitap
ediliyor da “Ey Şafi, ey Hanbeli, ey dört imam, siz bunları anlayın, benim dediklerimi anlamayan diğerlerine de siz anlatın”
denmiyor?

Yukarıdaki örneği ele alırsak, Kuran’ın dinde zorlama olmadığını söyleyen ayetlerine ve namaz kılmayanlara dünyevi hiçbir
ceza hiçbir yerde geçmemesine rağmen; namaz kılmayanın öldürüleceğini söyleyen üç ve dövüleceğini söyleyen bir
mezhebin dördü birden işe yaramaz ve yanlış olacağına, nasıl dördü birden doğru ve hak oluyor? Peki bu mezheplerin dördü
birden, dördü de farklıyken nasıl gerçek İslam inancında oluyorlar?

Bazıları: “Mezheplerdeki farklılıklar ufak tefektir, biri namazda elini bağlar, biri salar. Şehirlerde olana Hanefi, köylü olana
Şafi uygundur. Dolayısıyla tüm bu ihtilaflar rahmettir...” gibi izahlarla farkları ufak tefek göstererek, mezhepleri
sorgulanamaz  halka taklitçiliği yutturmaktadırlar. Oysa mezhebin birinin öldürülmesini emrettiğini biri sadece dövüyor, bir
mezhebe göre helal, diğerine göre haram oluyor, birinin farz bildiğini, diğeri farz bilmiyor. Yani mezhepler helalleri, haramları
ayrı birer dine dönüşmüş vaziyetteler.

Mezhep imamı dilediği hadisi seçerek, nasih mensuh ile oynayarak, hadisleri keyfince yorumlayarak; Kuran’ın da,
uydurmalarla dolu hadislerin de üstüne çıkmaktadır. Din, mezhep imamının bakışına göre şekillenmiş, oluşturulmuş oluyor.

Ayrılığın iyilik, rahmet olduğu Kuran’a aykırı bir mantıktır ve uydurma bir hadisten gelmektedir. Oysa Kuran’da şöyle
geçmektedir:

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın.
3- Ali İmran Suresi 105. Ayet

AYRILIK RAHMET DEĞİL FELAKETTİR

Ayrılıkta rahmet arayanlar uydurma hadisler yerine Kuran’ı, anlamak kastıyla okurlarsa, fırkalara ayrılmanın,mezhepler
kurup helali, haramı, farzı birbirinden farklı yapılar oluşturmanın felaket olduğunu görürler.

Ayrılığı teşvik eden diğer bir uydurma hadis “İçtihad eden yanılırsa bir sevap, isabet ederse iki sevap alır.” şeklindedir. Bu
hadisle kişilerin kendi görüşünü “içtihad” adı altında dine sokması olaylaştırılmış ve hata yapanın sevap alacağı şeklindeki
rahatlatmayla, adeta “Dinde hata olur, içtihatta yanlış yapanın biraz az da olsa, yine de sevabı olur” denmiştir.
Bu hadise dayanan mezhep imamları olaylardan çıkarttıkları sonuçları, kendi görüşlerini rey, kıyas, içtihad, fetva gibi
isimlerle dinin bir parçası haline getirmişlerdir.

Peygamber’in olduğu iddia edilen davranış ve sözler gibi, sahabelerin de davranış ve sözlerinin, aynı Kuran gibi dinin kaynağı
kabul edilmesine, bunun üstüne binlerce uydurmanın sürekli uydurularak eklenmesi, sonraki safhada mezhep imamlarının
şahsi görüşlerinin ve evvelden saydığımız tüm kaynaklardaki çelişkilerde, farklılıklarda kendi tercihlerini seçmeleri ve sonuçta
bu son seçimlerin neticesinde oluşan yapının din ilan edilmesi, bugünkü mezheplerin İslam’ının hikayesidir.
Yani mezheplerin İslam’ına göre din şunlardan oluşur: Kuran + hadis imamının seçtiği hadis + mezhep imamının nasih-
mensuhla yaptığı yorumlarla Kuran ve hadis hakkındaki değerlendirmeleri + mezhep imamının kıyas, içtihad ederek
olaylardan çıkardığı sonuçlar + mezhep imamının sahabeyi değerlendirmesi neticesindeki çıkarımları + yeni oluşan olaylara
göre sonradan yeni mezhep imamlarının verdiği fetvalar... Mezhep imamlarının tüm değerlendirmelere son noktayı
koymaları, son makası vurmaları ve son eklemeyi yapmaları sonucu bizim geleneklerin dini, mezheplerin dini, hadislerin dini
dediğimiz yapı ortaya çıkmıştır.

Yeni gelişen olaylarda ise bu mezheplerin bağlıları olan sonraki devir imamlarının verdiği fetvalar, yaptıkları içtihadlar da
sonradan dine eklenmiştir. Kolonya çıkınca necis olup kullanılamayacağı, üstümüze dökülürse namaz kılınamayacağı;
televizyonun seyredilmesi ile ilgili farklı fetvalar; sigaraya hem helal, hem haram, hem mekruh diyen ayrı içtihadlar; sonradan
ortaya çıkan durumlara karşı ilerki dönem mezhep imamlarınca yapılan yorumların nasıl dine ilave edildiklerinin
örnekleridirler.

Tüm bu hazin manzarayı daha hazinleştiren izahlardan biri de ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını ve bu fırkalardan
ancak birinin cennetlik, diğerlerinin cehennemlik olacağını söyleyen hadistir. Bu hadisi nakleden de tüm bu olumsuz
manzaranın baş aktörlerinden, yaptıklarına daha evvel de değindiğimiz Muaviye’dir.  Bu hadise dayanıp her mezhep kendini
cennetlik, diğerlerini cehennemlik ilan etmiştir.

Sunnilerin Şiileri sapık, Şiilerin de Sunnileri sapık ve cehennemlik yetmiş iki mezhepten biri ilan etmelerinde, her iki tarafın
da delil gösterdiği hadislerden biri bu hadis olmuştur. Ehli Sünnet veya Sunnilik diye anılan dört mezhebin taklitçileri ise başta
birbirlerine karşı hadis uydurmalarına, birbirlerini sapık ilan etmelerine, birazdan tablolardan göreceğiniz gibi helalleri,
haramları ayrı dini yapılara ayrılmış olmalarına rağmen, sonradan Ehli Sünnet, Sunnilik gibi ortak adlarla bu mezheplerin
dördünün birden doğru olduğunu, böylece ancak bu dört
mezhebin cennetlik olabileceklerini söylemek gibi bir yoruma sapmışlardır.

Ehli Sünnet olanlar bir mezhep imamına uyar ve adeta Kuran’daki bir hüküm gibi onun koyduğu helali, haramı uygular. Aynı
şekilde bir Şii kendi imamına uyar ve adeta Kuran’ın koyduğu hükümmüş gibi onun koyduğu farzı, haramı kabul eder. İki
tarafsa birbirini sapık ilan eder. Peki nedir sizin farkınız? İki taraf da Kuran’ı yetersiz bulup,imamlarına, yani bir insana
uyuyor ve onun izahını Allah’ın vahyiymiş gibi kabul ediyor.

İki tarafın temel zihniyeti aynı taklitçilik, ama biri %100 doğru, öbürü sapık oluyor. Sonuçta temel taklit mantığında bir fark
yoktur.

MEZHEPLERDEN KURAN’IN İSLAMI İLE KURTULURUZ

Bu zulüm yüzündendir ki gerçek İslam bilginleri, samimi din görevlileri Allah’ın saf ve berrak Kuran dinini yüzyılımızın
insanına olduğu gibi anlatmaya kalktıklarında sadece zorluklarla değil engeller, iftiralar ve suçlamalarla karşılaşabilmektedirler.

Çare Kuran’a gidişimizi engelleyen bütün putları, patentlerine bakmadan devirmek ve hükmü yalnız ve yalnız Allah’a
bırakmaktır.
Buna karşı çıkanlar, görünüşte dini kabul ettiklerini söyleseler de inkarcıdırlar. Çünkü ak ve berrak din yalnız Allah’ın
tekelindedir (39-Zümer Suresi-3). Ve bu tekelden rahatsız olup Allah’ın hüküm yetkisine şu veya bu şekilde karışanlar, Allah’
a karşı gelmiş olurlar.”

ÇIPLAK UYARI

Allah’ın dini bizzat Allah tarafından İslam diye adlandırılan ve apaçık, kuşkusuz, detaylı bir kitapla insanlığa öğretilen dindir.
Kaynağı Kuran, tebliğcisi Hz. Muhammed’dir bu dinin. Kuran’daki İslam’dır bu. Devşirme dinlere gelince onun kaynağı tek
olmadığı gibi kitabı ve tebliğcisi de tek değildir. O, Kuran’daki İslam’ın tevhidine karşı bir şirket dinleridir. Kitabı birkaç tane,
önderi birkaç tane, hatta ümmeti birkaç tanedir. Bir tür anonim şirket gibidir.

Bunun içindir ki devşirme dinde birlik ve ahenk yerine tefrika ve kaos vardır. Devşirme dinin tüm rahatsızlığı, ondaki hüküm
kaynağının tek olmayışıdır. Devşirme dinde tam bir otorite boşluğu vardır. Ona göre,buna göre, falancanın kavlince,
filancanın rivayeti mucibince, üstadın beyanına göre, hazretimizin fermanı gereğince v.s. devşirme dini bir yamalı bohça
haline getirmiştir.

Allah’ın dinindeki: Hüküm Allah’ındır. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.
(5-Maide Suresi-44,45,47,50)

ilkesi saf dışı edildiği için bu şirket dinin ortaya koyduğu tabloda hakim özellik didişme ve bozgundur. Bu bozgunda hüküm
yetkisinin mezhepler, hizipler, gruplar, partiler, tarikatlar ve daha bilmem neler tufanında kime veya kimlere ciro edildiği belli
değildir. Bunun içindir ki bu tufanda aynı din kimliğini taşıyanların aynı niyetle icra ettikleri aynı fiil, şirketin bir elemanına
göre sevap olurken, bir başka elemanına göre büyük günah olabilmektedir.

Namazda Ettehiyyat okunurken Şafiler’in şehadet parmağını kaldırması sünnet, Hanefilerin kaldırması ise bazılarına göre
mekruh,bazılarına göre harammış. Bu bakımdan, Hanefiler’in Ettehiyyat okunurken parmak kaldırmamaları gerekirmiş.
İfadeye konuluşu bile bir kaos sergileyen bu fetvanın vermek istediği acayiplik şudur: Aynı dinin iki mensubu aynı kitabın
buyruğu olan bir ibadeti icra ederken aynı duayı okuyorlar ve o duanın aynı yerinde şehadet parmaklarını kaldırıyorlar. Gel
gör ki, bunu yapmakla biri sevap kazanıyor, biri haram işliyor, yani büyük
günaha giriyor. Ve bunun adı İslamiyet oluyor, öyle mi? Şu fetvayı da bir okuyucunun sorusuna verdikleri cevaptan izleyelim:

Dişlerinde dolgu veya kaplama olan kişiler eğer Hanefi mezhebinde iseler onların gusül (boy) abdestleri geçersizdir. Başka
mezhepten iseler problem yok. Bu fetvanın önümüze koyduğu gerçek şu: Allah’ın kitabı Kuran’a bağlı olduğunu istediği
kadar söylese de, eğer bir insan yakasını Hanefi keyfine kaptırmışsa, dişlerini doldurtamaz, kaplatamaz. Aksi halde ömür
boyu cenabet gezmiş olur. (Kıldığı namazlar da geçersiz olur) Yok eğer her nasılsa Şafii kampına kapılanmışsa sorun yok
dişlerini doldurtabilir, kaplatabilir.( İşte Mezhebsel Hadis Kul Dinleri böyledir

Şimdi sormak lazım: Dinin temel amacından biri nefsi yani insanın varlığını, sağlığını korumaktır. İnsanın kendisini tehlikeye
atmaması ise Kuran’ın emirlerinden biridir. Şimdi Müslüman, bu temel emirlere uyarak sağlığını korumak için dişlerini
doldurtma, kaplatma yoluna mı gitsin, yoksa mezhep hatırı için Kuran’a ters düşmek veya ömür boyu cenabet gezmek
şıklarından birini mi seçsin? Hayır efendim, Şafii olup kurtulsun diyorsanız, o zaman Hanefilik sıkıntısıyla cebelleşmek niye?
Peki bütün bu hengameye dalmak yerine tek ve dosdoğru yolu çizen Kuran’a bağlı kalsak ne kaybederiz?

Bizzat Kuran’ın sorduğu gibi: Allah, kuluna kafi gelmiyor mu? Diyeceksiniz ki Kuran’da diş doldurtmakla ilgili hiçbir bahis
yoktur. Peki öyle ise, size ne oluyor da Allah’ın dinin kaynağı yaptığı kitaba koymadığı bir şeyi din bünyesi içine çekip ikinci
bir ilah gibi insanın karşısına buyruklar, tartışmalar çıkarıyorsunuz? Allah bazı şeyleri eksik mi bıraktı da siz düzeltiyorsunuz?”

NE OLACAK DİŞLERİ ÇÜRÜYEN HANEFİLERİN HALİ?

Ne yazık ki halkın geniş kitleleri mezheplerin gerçek yüzünü, bu yapının Kuran’la çeliştiğini bilmeden mezhebe tabi olmakta,
dini Kuran yerine mezheplerin izahlarına göre oluşmuş ilmihal kitaplarından öğrenmektedirler.
Yukarıdaki örneği ele alırsak Türkiye’de halkın büyük bir kesimi Hanefi mezhebinden olduğunu söylemektedir.Fakat büyük
bir kesimi Hanefi olan halkın büyük bir kısmı, mezheplerinin dişlere dolgu yapmayı yasaklayan izahını bilmediklerinden
dişlerini doldurtmakta ve kaplatmaktadır.

Böylece boy abdestleri ve dolayısıyla namazları Hanefilik dedikleri mezheplerine göre geçersizdir. Kitlelerin önüne “Ya Sunni
olursun, Hanefi mezhebine uyarsın, ya da Şii, Alevi gibi sapık bir mezhepten olursun”şeklinde klişe laflarla, korkutmalarla;
mezhepçilik adeta bir milliyetçilik, ırkçılık şekline dönüştürülüp sunulmuştur.

Sunni olmamak adeta kafir olmakla eşdeğer gösterilmiş, bu fikrin her alternatifi de sapık ilan edilmiştir. Şiilik ve Alevilik’te de
durum farklı değildir. Onlar da aynı şekilde ırkçılığa dönüştürülmüş mezhep taassuplarıyla Sünniliğe aynı şekilde
yaklaşmaktadırlar. Bu kitlelerin görmezlikten geldiği ve halkın bilmesi gereken alternatif;  Kuran’ın din olarak tek başına ele
alınıp, tüm bu mezheplerin inkar edilmesi ve dinin yalnız Kuran’a dayanarak oluşturulmasıdır.

Mezheplerin kurucuları Kuran’ı ve hadisleri kendilerine göre yorumlayıp, diledikleri hadisleri veya ayetleri seçtikleri, dinin
serbest bıraktığı konularda rey ve içtihad adıyla hüküm oluşturdukları için aslında Kuran’ın da, hadisin de üzerinde bir
yetkiye sahip kılındılar. Bu yetkiyi kullanışlarından bizim gibi sadece Kuran’ı yeterli
görenler değil, mezhep imamlarından sonra yaşayan ve bizim her fırsatta eleştirdiğimiz hadis imamları bile rahatsız olup,
mezhep kurucularına çok şiddetli eleştiriler getirdiler. Eleştirilerin odaklandığı en önemli noktalardan biri mezhepçilerin kendi
görüşlerini, reylerini kimi konularda hadisin önünde tutmalarıydı. Hatta bazı hadisçiler, ehli rey fakihleri diye çağırdıkları
mezhepçileri; elde ettikleri sonuçlara, kendi reylerine uygun hadisler uydurmakla eleştirdiler. En meşhur uydurucu hadisçi
Buhari’nin, en büyük mezhebin kurucusu Hanefi’yi eleştirmesi ve güvenilmez ilan etmesi hadisçilerin bile bazı mezhepçileri
beğenmediğinin en dikkat çekici örneğidir. Sonuç olarak bugün uyulan İslam, Kuran’ın İslam’ı olmadığı gibi aslında
uydurmalar ile dolu hadisler bile değildir. Bugün uyulan İslam mezhep imamlarının kurduğu ve kendi kafalarına göre tüm bu
kaynakları değerlendirdikleri İslam’dır.

Mezheplerin kurulduğu dönemde ne Buhari, ne Müslim hadis kitaplarını yazmamışlardı. Hadisler sahih, zayıf,hasen şeklinde
ayırımlara da mezhepler oluşturulduğu zaman tâbi değillerdi. Yani mezhepler, en titiz çalışması
bile birçok uydurmayla dolu olan hadislerin, en doğru hadis çalışmaları olduğu iddia edilen kütüb-i sitte (altı meşhur hadis
kitabı) ortada yokken oluşturuldu. Yani mezheplerin izahlarında uydurmaların yüzdesi birçok hadis kitabının çok çok
üstündedir. Oysa ne yazık ki halkın önemli bir kesimi tüm bunlardan habersiz, kendi mezheplerini İslam’a eşit saymakta ve
bu yapıların Kuran’la çelişikliğinden habersizdirler. Kuran dini açıklamış ve birçok konuyu açıklamayarak serbest bırakmış ve
böylece dinin her devre, her ortama uymasını sağlamıştır.

Mezheplerse dinin serbest bıraktığı her detayı, haşa Allah açıklamayı unutmuş gibi açıklayıp, dini birçok devirle, birçok
durumla, hatta insanın yaratılışıyla çelişir hale getirmişlerdir.

HARİCİLERE GÖRE KADIN

İslam’ın Kuran dışı kaynaklarından biri olarak “İcma” da gösterilmektedir. “İcma”yı Ehli Sünnet, tüm alimlerin bir konudaki
ittifakı (ortak görüşü) olarak açıklar. Oysa aşağıdaki tablo aslında hiçbir konuda ittifakın (icmanın) olmadığının delilidir.

Ehli Sünnet’in kendi içindeki mezheplerde “İcma”nın bazı konularda varlığı doğru olsa da, İslam tarihini baz alırsak, Kuran’
da geçmeyen ama icma edilmiş hiçbir konu kalmaz. Kuran’a hangi konuda ilave yapılmaya veya Kuran’a aykırı bir izah
getirilmeye kalkışılmışsa tarih içinde o izaha muhalefet olmuştur.

Örneğin
Hayızlı kadının namaz kılamayacağında,
Namazın 5 vakit olduğunda,
Kadının devlet başkanı olamayacağında,
Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesinde Ehli Sünnet’in tüm mezhepleri görüş birliğindedir. Fakat bu Ehli Sünnet’in
kendi içindeki görüş birliğidir. Örneğin Hariciler,hayızlı kadının namaz kılmasını, kadının devlet başkanı olabileceğini, farz
namazların 5 vakitten az olduğunu, zina edenin taşlanarak öldürülemeyeceğini bu mezheplerin ilk kurulduğu yıllarda
söylemişlerdir.

Bu da bize Kuran’da geçmeyen her konunun nasıl güvenilmez, çelişkili olduğunu ve dolayısıyla Kuran’ın tek ve güvenilir
kaynak olduğunu bir de bu yönden göstermektedir. Sırf Kuran’dan dini anlamak geçerli bir yöntem olmadığı sürece din adına
birbirinden farklı mezheplerin ortaya çıkması kaçınılmaz sonuç olmaktadır.

Kuran dışı mezhepler, ayrı ayrı fikirleriyle Kuran’dan sapmaktadırlar.

Bu mezheplerin görüşleri, helalleri, haramları farklı olduğu için, bunların Kuran’ın İslam’ına karşı çıkışları bir birlik
oluşturamaz. Çünkü her biri Kuran’dan sapmışlık konusunda bir olsa da, vardıkları sonuçlar açısından farklı oldukları için
kendi aralarında bir sayılamazlar. Bu yüzden her ne kadar bazıları Sunni gibi başlıklarla bu mezhepleri bir potada gösterme
çabasındaysalar da birazdan sunacağım tablolardan göreceğiniz gibi her biri ayrı uçlardadır. Bu yüzden bu mezheplerin
arasındaki bir birlik ancak hayali bir birliktir, yutturmacadır, her birinin helali de, haramı da apayrıdır.

MEZHEP İMAMININ RÜYADA ALLAH’I GÖRDÜĞÜ UYDURMASI

Mezheplere halkı inandırmak isteyenler, kendi mezhep imamlarını öven, diğer mezhep imamlarını yeren hadisler
uydurmuşlardır. Bu arada mezhep kurucularının ne kadar bilgili, ne kadar dinine bağlı olduğu şeklindeki
hikayeler de mezhep taklitçilerini mezheplerine bağlı kılmak için anlatılır.
Benim gördüğüm en insafsız uydurmalardan biri ise Ebu Hanife’nin rüyasında 100 defa Allah’ı gördüğünü söyleyen
uydurmadır. Ne yazık ki mezheplere halkı bağlayacağız diye kantarın topuzu bu kadar kaçmıştır. Mezhep kurucularını
anlatan bu uydurmaların hepsinin gerçekten kendi izahları mı,yoksa sonradan talebeleri ve mezhep bağlıları tarafından mı
uydurulduğunu tam olarak tespit edemedim. Ama herdurumda ortaya çıkan tablonun korkunçluğu ve Kuran’ın yeterliliği
açıktır.

Oysa tarihsel kayıtlara göre Ebu Hanife’nin öldürülme sebebi kendisinin “Reyci” özelliğine bağlanır. Bugünkü Hanefi
mezhebini bize, Ebu Hanife’yi öldüren iktidarın yönetimi altında aktardılar. Öyle ki Hanefi mezhebinin Ebu Hanife’den sonra
iki numaralı kişisi kabul edilen Ebu Yusuf, Ebu Hanife’yi öldüren iktidarın resmi fetva makamı olmuştur.

Hocasının görüşlerini kendisini iktidar yapanların devrinde -hem de kendisini iktidar yapanlar aynı zamanda hocasını
öldürenlerken- açıklayanların açıklamaları ideolojik, çarpık ve saptırılmış olmadan kalabilir mi? Ebu Hanife’nin “Reyci”
tanıtılıp, bugünkü Hanefi mezhebinin “Hadisçi” olmasının temel sebebi bizce budur. İkinci sebep de mezhep sahiplerinin
kendi görüşlerini doğru çıkarmak için mezhepsel görüşleri doğrultusunda hadis uydurmuş olmalarıdır. Hadis kitaplarının bir
çoğu mezhepler kurulduktan sonra yazılmıştır. Bu yüzden mezhep görüşlerini doğru çıkartmak için hadis uyduranların
hadisleri “Reyci” görüşlerin, nasıl “Hadisçi” görüşe dönüştüklerini açıklar.

UYDURULAN DİNİN TEMELLERİNİ ŞAFİİ ATTI

İyi bir araştırma yapılırsa bugünkü Ehli Sünnet fikirlerin, hadisçi dini yapının temelinin, ilk olarak Şafii mezhebinin kurucusu
İmamı Şafii tarafından atıldığı anlaşılır. Şafii’den sonra açık bir Kurani hükmün bulunduğu birkaç durum hariç, fıkhi bir fikri
bir veya birden fazla hadise dayandırmak mecburi hale geldi (W. Montgomery Watt, İslam Nedir?) Aynı yargıyı İlhami Güler
şöyle açıklamaktadır: “Bu arada İslam dini düşünce tarihinde Kütüb-i Sitte ve özellikle Sahihi Buhari’nin neredeyse Kuran’a
denk epistemolojik öneminin temelinde, Şafii’nin sünneti, gayri metluv vahye indirgemesinin büyük payı olduğunu
unutmamak gerekir.

Mezhepler tarihini inceleyen her kişi Şafii’nin Hanefi mezhebine saldırılarını,Maliki, Hanbeli, Şafii mezheplerinin Ehli Sünnet
adlı bir mezhebin dört ayrı kolu değil fakat her birinin apayrı birer mezhep olduklarını anlar.

Ehli Sünnet veya Sünnilik adı altında dört apayrı mezhep toplanmıştır.

Apayrı olduklarına inanmayan, tabloları incelesin. Tablolardaki 100 örneğim az gelirse bu dört mezhebin hükümlerini
karşılaştıran Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı gibi kitapları okusunlar; tek ad altında toplanmaya çalışılan bu mezheplerin, apayrı
hükümleriyle birbirlerinden ne kadar ayrı olduklarını bu şekilde görsünler. Allah bize tek bir din indirmişken kendi aralarında
binlerce çelişkiyi taşıyan mezheplerin doğru olması mümkün mü?

Apaçık, çelişkisiz, korunmuş Allah’ın kitabı yerine, mantıksız, çelişkili, tahrif edilmiş ve insan yapısı olan mezheplerin
kitaplarını din diye kabul etmek hiç doğru olabilir mi?

Bu dört mezhebin ortak noktaları; Kuran’la yetinmemek, Kuran dışı dini kaynaklar edinmek suretiyle Allah’ın dindeki
otoritesini bozmaya çalışmak ve dini fırkalara bölmektir.

Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, fırkalara bölünüp ayrılmayın.
3 Ali İmran Suresi 103. Ayet

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
Kamer Süresi 17. Ayet


Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !



Yazarın Önceki Yazıları
Sedat Kadiroğulları
Mezhepler