Tarikatların en önemli kurallarından biri; müridin kendisini şeyhine, “ölünün kendini ölü yıkayıcısına bıraktığı gibi”
teslim etmesidir.
Kuran’ın aklımızı çalıştırmayı emretmesine rağmen tarikatlarda körü körüne itaat esastır.

Tarikat üyelerine, akıllarını bir kenara bırakıp şeyhlerine tabi olmaları, bu yolda akılla gidilemeyeceği anlatılır. Bu
prensibi kabul edip şeyhe tabi olan kişiye, şeyhin Mehdiliğinin veya İsalığının inandırılması, şeyhin dünyadaki en üstün
insan olduğunun iknası, kişinin maddi açıdan sömürülmesi, dine yapılan ilave ve eksiltmelerin yutturulması gayet kolay
olmaktadır. Üstelik kişi, aklı kenara bırakma prensibini kabul ettikten sonra, üniversite bitiren okumuş müritle; cahil,
okuma yazma bilmeyen mürit aynı mertebeye gelmektedir. Bu yüzden tarikatlardaki okumuş kişilerin tavrı bizi
şaşırtmamalıdır. Çünkü bu kişiler, tarikatların yapısı gereği aklını kenara bırakmış ve şeyhe teslim olmuşlardır. Bu
tavrın neticesi ise cahil ile okumuşun, bilen ile bilmeyenin farkının kalmamasıdır.

Araştırma yerine yutturma, düşünme yerine taklit esas olunca; tarikattaki herkesin inancı, hayata bakış açısı ve dini
değerlendirişi tamamen şeyhiyle aynı olmaktadır. Hatta birçok zaman “aklı bırakma prensibi” kabul ettirildiği için
şeyhten çok daha bilgili ve kültürlü bir kişi bile “Ben bilmem, şeyhim bilir. Şeyhim diyorsa vardır bir hikmeti” gibi
izahlarla, şeyhin en saçma izahlarını bile yutmaktadır.

Yakın zamanlardan trajikomik birkaç izaha yüzlerce tarikat bağlısının sırf şeyhleri dedi diye nasıl inandıklarını örnek
verebilirim:

Birinci şeyhin Amerika’ya kızıp nasıl uzay mekiğini düşürdüğünü, şeyhin müritleri büyük bir gururla anlatıyorlardı.
İkinci şeyhin ise Kıbrıs’ta duyulan ve başta nedeni çözülemeyen gürültüyü ejderha ilan etmesini en okumuş müritleri
bile hemen kabul etmişlerdi.
Üçüncü şeyh ise “nefislerinizi terbiye edeceğim” diyerek, müritlerine cinsel organını öptürüyordu.
Elbetteki samimi Müslüman olan, kendi bağlılarına İslam’ın güzelliklerini anlatmak için çaba sarfeden ve bulunduğu
konumu istismar etmeyen tarikat şeyhleri olmuştur/vardır.

Tarikatların yapısını ve şeyhe bağlılığın felsefesini bilmeyenlerin, eğitimli ve kültürlü müritlerin bile bu saçmalıklara
inanmasını anlamaları oldukça zordur.
Fakat eğer tarikata girenlerin, baştan akıllarını kenara bırakıp, önemli bir kısmı psikolojik sorunlu şeyhlere tabi oldukları
ve düşünme yerine taklidi ön plana aldıkları anlaşılırsa, bu tutumların nedeni de anlaşılabilir.

Tarikatlara girenlere verilen tarikat terbiyesini anlamak için bir tarikatın müride, uyulmasının zorunlu olduğu yedi
madde diye verdiği listeyi görelim:

1-) Mürşidine (şeyhine) tam teslim olmak ve hiç kimseyi mürşidinden üstün bilmemek.

2-) Zeki ve idrak kabiliyeti yüksek olmak.

3-) Şeyhinin hizmetinde hareketli ve atılgan olmak.

4-) Sözünde sadık ve güvenilir olmak.

5-) Malını ve mülkünü şeyhinin hizmetine vermek.

6-) Mürşidin (şeyhin) ve tarikatın sırlarını gizli tutmak.

7-) Canını şeyhi yolunda vermeye her an hazır olmak.

SÖMÜRÜLEN MÜRİTLER

Tarikat mantığını düşündüğümüzde, ikinci maddeyi anlamakta zorluk olabilir.

Hep aklı kenara bırakıp, şeyhe tabi olunmasını isteyen tarikatlar, neden acaba müritlerinden zeka ve idrak kabiliyetine
sahip olmalarını istiyorlar? Herhalde burada beşinci maddede belirtilen mal ve mülkün daha çok elde edilmesi için
kullanılacak zeka kastediliyor olsa gerek. Ne de olsa mürit ne kadar kazanırsa, o kadar faydalı olabilir!

Muhammed İkbal bu manzaraya “şeyhperestlik” manasına gelen “Pirizm” adını takmıştır.

Bununla “Allah ne istiyor? Kuran’da ne geçiyor?” mantığı yerine “Şeyh efendi nasıl buyurdu? Bizim tarikatımızda
nasıl açıklandı”yı geçiren zihniyete dikkat çekmektedir.

Benim asıl karşı olduğum tarikatlardaki genel zihniyettir.

Kuran’da, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmememiz, çünkü bundan sorumlu tutulacağımız ifade edilir !

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme!
Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.
17- İsra Suresi 36.Ayet

Oysa en düzgün tarikatta bile kişiler şeyhlerine tabi olurlar ve tarikatların akıbeti şeyhin kişiliğine, insafına kalır.İnsanlar
bilginin değil, taklidin uygulayıcıları olurlar. Yöntem, aklı bir kenara bırakmak olunca, saydığımız en kötü örneklerin
ortaya çıkışı hiç de sürpriz değildir.


Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !


Yazarın eski yazıları
Şeyhe Efendiye Körü Körüne İtikat
Sedat Kadiroğulları