RABITANIN SAÇMALIĞI

    Tarikatlardaki en garip olaylardan bir diğeri ise şeyhle yapılan rabıtadır.
    Türkiye’mizde en yaygın tarikat olan Nakşibendiliğin de en önemli uygulamalarından biri olan rabıta şu şekilde yapılır:
    Mürit, abdestli olarak ve kıbleye dönerek yere oturur.
    Şeyhinin iki kaşının ortasını hayalinde canlandırarak Allah’ı zikreder.
    Rabıtayla, şeyh ile mürit arasındaki sürekli beraberlik sağlanır.

    Fotoğrafın icadından sonra rabıtayı fotoğrafa bakıp yapan “modern Nakşibendiler” de mevcuttur. Bu uygulama kadar
    acayip olan bir izah ise şöyledir: “Rabıtasız zikir yerine, zikirsiz rabıta tercih edilir.
    Zikir ve rabıtadan birini terketmek zorunda kalırsak zikri terketmek daha uygundur. Çünkü zikirsiz rabıta erdirir, fakat
    rabıtasız zikir erdirmez.”
    Bu uygulama, tarikatlar konusunu niye ayrı bir başlıkla incelediğim sebeplerinden biridir. En kibar ifadeyle “saçmalık”
    olarak değerlendirdiğim bu uygulama, Kuran’ın diniyle hiçbir şekilde bağdaşmaz,

    Tarikatlarda kullanılan bazı temel deyimlerin Kuran’daki kullanılışlarına baktığımızda, aradaki büyük farkı ve
    alakasızlığı farkederiz.
    Örneğin “şeyh” kelimesi Kuran’da “ihtiyar adam” manasında kullanılmıştır !

    "Vay başıma, dedi. Doğuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten şaşılacak şey
    bu."
    11- Hud Suresi 72.Ayet

    Kardeşler dediler ki: "Ey vezir! Bunun ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Senin
    iyilikseverlerden olduğuna inanıyoruz."
    12-Yusuf Suresi 78.Ayet

    Medyen suyuna ulaştığında, su başında halktan bir grup gördü. Hayvanlarını suluyorlardı. Biraz ötelerinde
    çekingen bir halde duran iki kadın fark etti. "Derdiniz nedir?" dedi. "Şu çobanlar çekilip gidinceye kadar biz
    hayvanlarımızı sulamayız. Üstelik babamız da ileri yaşta bir ihtiyardır." dediler.
    28-Kasas Suresi 23.Ayet

    O, O'dur ki; sizi önce topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan yarattı. Sonra sizi bebek olarak
    annelerinizin karnından çıkarıyor, sonra güçlü çağınıza ulaşasınız ve nihayet ihtiyarlar olasınız diye sizi
    yaşatıyor. İçinizden bir kısmı daha önce vefat ettiriliyor. Tüm bunlar, belirlenen bir süreye ulaşasınız ve
    aklınızı işletesiniz diyedir.
    40-Mümin Suresi 67.Ayet

    Kuran’da “veli” kelimesi ise “dost, yakın” gibi manalarda kullanılır. “Evliya” ifadesiyse, bu kelimenin çoğuludur.

    Kuran’a göre; her Müslüman Allah’ın velisidir, Allah da onların velisidir

    Allah, iman sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların
    dostları tâğuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır. Bunlar cehennemin dostlarıdır. Orada uzun süre
    kalacaklardır onlar.
    2-Bakara Suresi 257.Ayet

    Şu bir gerçek ki, insanların İbrahim’e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de
    iman sahipleridir.Allah, müminlerin Veli’sidir.
    3-Ali İmran Suresi 68.Ayet

    Sizin gönül dostunuz Allah'tır, O'nun resulüdür, bir de rükû eder bir halde namazı kılıp zekâtı vererek iman
    edenlerdir.
    5-Maide Suresi 55.Ayet

    "Benim Veli'm, o Kitap'ı indiren Allah'tır. O, hayır ve barış seven kulları koruyup gözetir."
    7-Araf Suresi 196.Ayet

    Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük
    ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve resulüne itaat ederler.
    Allah bunlara rahmet edecektir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
    9-Tevbe Suresi 71.Ayet


    Kafirler ise şeytanın velisidir, tüm kafirler de birbirinin velisidirler


    "Yemin olsun, onları saptıracağım, onları kuruntulara/hurafelere/anlamını bilmeden okumaya mutlaka
    iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak
    emredeceğim de Allah'ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı yandaş
    edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.
    4-Nisa Suresi 119.Ayet

    İman edenler Allah yolunda savaşırlar; küfre sapanlarsa tağut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın
    dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın tuzağı çok zayıftır.
    4-Nisa Suresi 76.Ayet

    Ey ademoğulları! Şeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten
    çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden
    görürler. Biz o şeytanları, inanmayanlara dostlar yaptık.
    7-Araf Suresi 27.Ayet

    Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz?
    16-Nahl Suresi 17.Ayet

    Mutlak anlamda gerçek dost sadece Allah’tır.
    Tüm dostlar ona nispetledir. O halde ondan başka gerçek veli yoktur

    Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir velî
    vardır ne de bir yardımcı.
    2-Bakara Suresi 107.Ayet

    Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. Diriltir de öldürür de. Sizin için Allah dışında ne bir dost
    vardır ne de bir yardımcı.
    9-Tevbe Suresi 116.Ayet

    Derler ki: "Tespih ederiz seni; seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve
    atalarını öylesine nimetlendirdin ki, zikiri/Kur'an'ı unuttular ve helâke giden bir topluluk oldular."
    25-Furkan Suresi 18.Ayet

    Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'ndan başkasını veliler edinerek,
    "biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç
    kuşkusuz Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah,
    yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.
    39-Zümer Suresi 3.Ayet

    Yoksa O'ndan başka veliler mi edindiler? Allah! O'dur gerçek dost. Ölüleri O diriltir. O herşeye güç yetirir.
    42-Şuara Suresi 9.Ayet

    Görüldüğü gibi Kuran’da 80’den fazla yerde geçen “veli” veya “evliya” kelimeleri, hiçbir yerde günümüzde halka
    takdim edilen süpermen insanlar manasında kullanılmamıştır. Bu evliyaların, şeyhlerin gösterdiği olağanüstü haller
    manasında “keramet” kelimesinin kullanılmasına da Kuran’da rastlamıyoruz. Bu kelimeyle aynı “KRM” kökünden
    birçok fiil Kuran’da geçer ve bu kelimelerle Allah’ın cömertliği, verdiği rızıkların bolluğu anlatılır ama “süper adamların
    süper olağanüstülükleri” anlatılmaz

    Kendinde Kitap'tan bir ilim olan kişi de şöyle dedi: "Ben onu sana, gözünü açıp yumuncaya kadar
    getiririm." Derken Süleyman, tahtı, yanında kurulmuş görünce şöyle konuştu: "Rabbimin lütfundandır bu.
    Şükür mü edeceğim, nankörlük mü diye beni denemek istiyor. Esasında, şükreden, kendisi lehine şükretmiş
    olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim Ganî'dir, cömerttir."
    27-Neml Suresi 40.Ayet

    Gerçek anlamda müminler, işte bunlardır. Rableri katında dereceler, bağışlanma ve bol bir rızık var onlar
    için.
    8-Enfal Suresi 4.Ayet

    Yemin olsun, biz, âdemoğullarını onur ve üstünlükle donattık, onları karada ve denizde binitlerle yükledik.
    Onları, güzel ve temiz rızıklarla besledik. Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
    17-İsra Suresi 70.Ayet

    Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir
    bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele!
    36-Yasin Suresi 11.Ayet


    Tarikatlardaki dönmelerin, semanın, musikinin; dinin bir parçası olduğu iddia edilmediği sürece hiçbir zararı olmadığı
    kanaatindeyim. Çünkü Kuran bunları ne yasaklamıştır, ne de emretmiştir. Yeter ki bu uygulamalar ibadet olarak
    takdim edilmesin.

    Fakat ne yazıktır ki birçok tarikatta bu tarz uygulamaların adeta dini bir gereklilik gibi tanıtıldığına tanık olmaktayız.
    Benim karşı olduğum budur!

    Yoksa Müslümanlar elbette ki vakıflar, dernekler gibi kurumsal yapılar kurabilir ve bunların içinde bir hiyerarşi
    oluşturabilirler. Tüm bu kuruluşlarda şiir okunması, müzik dinlenmesi, sema, sanat, toplantı, gösteri yapılması da
    normaldir. Fakat anormal olan, tarikatların; insanları tartışılmaz ilan etmeleri, ister iyi ister kötü olsun kendilerini ve
    Kuran’da yer almayan uygulamalarını dinin bir parçası gibi göstermeleridir.

    Tarikatların İnsanlığa ve İslama Verdikleri Zararlar!

    Tarikatların diğer bir zararı ise dinimizi bir çile dini gibi tanıtmaları olmuştur.
    Hindu anlatımlarını ve Hindu tarikatlarını andıran suni çilelerle, müritleri terbiye edeceğini söyleyen tarikatlar; insanları
    karanlık odalarda uzun süre aç ve susuz bırakıp, onlara acı çektirip, birçok kişinin ruh dengesini bozmuşlardır. Ruh
    dengesi bozulan bu insanların gördüğü halusinasyonlar ise bu kimselerin üstünlüğüne, “evliya” olduklarına
    yorumlanmıştır. Oysa Kuran’da hiçbir Peygamber’in ya da inananın, kendisine böyle suni çileler çektirip, kendi
    kendine işkenceler ettiği görülmez.

    Kuran’a göre Allah, gerekirse imtihan için zorluk verir ve bu zorluk her ne olursa olsun Müslüman buna sabreder.
    Fakat bu zorluklar hayatın doğal akışında insanın karşısına çıkar; yoksa çile olsun diye, zorluk olsun diye insanın
    kendisine işkence etmesinin dinimizin tek kaynağı olan Kuran’da hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.


    Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !


    Yazarın eski yazıları
Rabıta Saçmalığı
Sedat Kadiroğulları