YARATAN ALLAH'TAN BAŞKA ŞEFAAT EDEBİLEN YOKTUR

Cehennemlik olanları Allah`ın azabından kurtarma gücü kimde var?

Bu anlamdaki şefaat Kur`an`da şirk olarak nitelendirilmiştir.

Bir başkası için yardımda bulunma, istekte bulunma.
Kuvvetlendirme, hayırda veya şerde ortak olma.
Kişinin bir başkasına hayır veya şer bir doğrultu göstermesi, yol çizmesi, yöntem tesbit etmesi.

Fatiha süresinde buyrulduğu üzere:
“Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz. ”
Fatiha Suresi 5.Ayet  
Şu halde, şefaat kurtuluş sebebi ve ilanıdır.

Şefaat çeşitli anlamlara getirilerek suistimal edilebilmektedir.
Peki, Kur’an’daki tanımı nedir?
Müslümanlar Kur’an’ın nüzul sırası dikkate alınırsa ilk defa Müddesir süresinde bu ifadeye rastlıyorlar:
“Aracıların şefaati onlara bir yarar sağlamaz. ”
Müddesir: Suresi 48.Ayet

Kimdir bu şefaatçiler?
Allah’tan başka her kim olursa olsun sığındığınız ya da sığındıklarınız…
Kimdir bu yararlanamayanlar?
Yardımcı olmayanlar, yoksula yedirmeyenler, boş şeylere dalanlarla birlikte dalanlar, yargı gününü yalanlayanlar.

Biz nasıl bir yargı gününe inanıyoruz?

Kur’an’ın tasvir ettiği gibi mi yoksa birtakım masalcıların kurguladığı gibi mi?
Sizin inandığınız yargı gününün kaç sahibi var?
O gün Allah’tan başka kurtarıcılarınız ya da yarar sağlayıcılarınız var mı?
Torpil bağladıklarınızmı var  

Mekke müşrikleri, soyut bir putperestlik anlayışına sahiptiler.

Devamında şefaat kelimesi şöyle bir ikaz için geçiyor:
“Göklerdeki meleklerin bile şefaati bir yarar sağlamaz.
Ancak Allah`ın dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermesinden sonrası başkadır. ”
Necm Suresi 26.Ayet

Dilediğine ve hoşnut olduğuna izin verip
“bağışlandın, gir cennetime” diyebilir. “Şefaatini dilemesi”yle “şefaatçiliğini dilemesi”ni karıştırmaktan doğan hatalar
yapmamak için çelişmemeye dikkat etmeliyiz. Müslümanlar henüz bu konuda çok malumatlı değillerken Abese
süresiyle irkiliyorlar:
“Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır
edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır. ”
Abese: 33,34,35,36 ve 37.Ayetler

Kuran, oruç ve zekât gibi namazın da İbrahim Peygamberden itibaren başladığını ve ondan sonraki tüm
peygamberlerin namaz kıldığını bildirir.
Mekkeli inkârcılar hiç bir vakit müşrik olduklarını itiraf etmediler.
Aksine Hz. İbrahim`in yolunu izlediklerini ileri sürüyorlardı.
Evliyanın kendilerine şefaat edeceğine inandıkları ve Allah’ın ismini tek başına anmaktan hoşlanmadıkları için Kur’an
tarafından müşrik olarak mahkûm edildiler.
Peygamberimizi ve din adamlarını putlaştıranlar, Mekke müşrikleriyle aralarında fark oluşturmak için onların da namaz
kıldığını bildiren bu ayetin anlamını saptırmışlardır.

Peki ya Peygamberimizin şefaati varmı?
Nüzul sırasına dikkat edecek olursanız böyle bir mesaj yok.
Hatta İsa Peygamber bile ahirette Allah’a “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin
de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim. ) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden
aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin” (5: 117) diyerek sorumluluğu
üzerinden atacak. Fakat siz önyargı nedeniyle belki de ahirette Peygamberimizden şefaat bekleyeceksiniz… Bunu
bekleyenler nüzul sırasını dikkate alırlarsa Yasin suresinden hemen sonra gelen Furkan suresinde bir balyozla
karşılaşıyorlar: Bir şikâyet!

“Elçi de, ‘Rabbim, halkım Kur’an`ı terk etti’ der. ”
(Furkan Süresi 30 .Ayet





Her Şeyin Doğrusunu Yanlız Yüce ALLAH bilir !


Yazarın eski yazıları
Yaratan Yüce Allah'tan Başka Şefaat Edebilecek Yoktur